Yarın sirenler çalarsa hazır mısınız?
Gözlerinizi kapatın, korkunç bir telaşla çalan siren seslerini hayal edin. Muhtemelen hayal edemiyorsunuz çünkü hiç siren sesi duymadınız. Peki soruya geri dönelim, duysanız ne yapardınız?
Büyük ihtimalle hep yaptığınız gibi hemen telefona sarılıp sosyal medyada olan biteni öğrenmeye çalışırdınız. Ancak o anda enerji kesintisi olacağı için bilgi edinme isteğiniz kursağınızda kalırdı siz de adrenaliniz iyice tavan yaptığından o anki ruh halinize ya da bilgi birikiminize göre hareket ederdiniz.
Bu soruyu kendime sorduğumda zihnimden hızlıca pek çok yanıt geçti ancak hiçbirinden tam emin olmadığımı fark ettiğimde kötü hissettim. Çünkü hem hiç siren duymamıştım hem ne yapacağıma dair pek bilgim yoktu.
Bilmek ve uygulamak
Sorunun bende yarattığı sıkıntılı yanıtsızlık üzerine çevremdekilere sordum “Şimdi siren çalsa ne yapardın?” Yanıtların pek çoğu alelacele geldi. “Arabama atlar kaçardım”dan, “Hemen toplanma alanına giderdim”e uzanan pek çok yanıt. Ardından gelen ikinci cümle ise “Aslında tam bilmiyorum” oldu.
Bu kadar hayati bir durumda ne yapacağını bilememek en az durumun kendisi kadar rahatsız edici. Savaşın nefesini hissettiğimiz şu günlerde bu konuda yeterince bilgisiz olmak da kabul edilemez.
O yüzden gelin, "hayatta kalma haritasına" göz atalım. Eksikleri de lütfen tamamlayalım.
O ses ne anlama geliyor?
Aslında her şey 1819’da Fransız fizikçi Baron Charles Cagniard de la Tour’un müzik tonları üretmek için icat ettiği o düzenekle başladı. Denizin içinde de ses çıkaran icadına, mitolojide gemicileri büyüleyici ama ölümcül sesleriyle felakete çeken deniz kızlarından esinlenerek "Siren" adını verdi. Operalarda fırtına sesi taklit etmek için kullanılan bu estetik icat, İkinci Dünya Savaşı ile insanlığın kolektif bilincindeki en büyük kabusa dönüştü. Bugün o tınılar hala savaşın tam ortasında uyarı komutları veriyor.
Sirenlerin çeşitleri ve sesleri konusunda buradan bilgi alabilirsiniz. Olası bir durumda hangi sirenin ne anlama geldiğini anlamak için Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) belirlediği dört temel ikazı ezberlemek de zorunlu:
Sarı İkaz (3 Dakika Düz Siren):"Saldırı ihtimali var, hazırlık yap." demek. Gaz, elektrik ve suyu kapatın, pencereleri örtün, sığınak hazırlığına başlayın. Kırmızı Alarm (3 Dakika Dalgalı Siren):"Saldırı tehlikesi var, hemen sığınağa gir" emri. En yakın güvenli alana, sığınağa veya sağlam bir bodrum katına geçin. Siyah Alarm (Kesik Kesik Siren):"Radyoaktif serpinti veya kimyasal saldırı" uyarısıdır. Bu durumda sığınağa girmek yetmez içeri hava girişini engellemek (izolasyon) hayati önem taşır. Beyaz İkaz (Haberleşme kanallarıyla verilir):"Tehlike geçti" uyarısı. Normal hayata dönebilirsiniz ve muhtaç durumda olan canlılara yardım etmeye başlayabilirsiniz.Neden “ne yapacağını” bilmek önemli?
Bilim dünyasında "Amigdala Ele Geçirmesi" (Amygdala Hijack) olarak tanımlanan bu süreç, aslında beynimizde yaşanan biyolojik bir kısa devre. Siren sesi kulağımıza ulaştığı an, ses dalgaları beynimizin rasyonel karar verme merkezi olan prefrontal korteksi baypas ederek doğrudan ilkel korku merkezimiz olan amigdalaya saldırıyor. Henüz "ne oluyor?" diye düşünmenize fırsat kalmadan, vücut saniyeler içinde bir adrenalin ve kortizol basıncı altında kalıyor. Yani göz bebekleri büyüyor ve "savaş ya da kaç" mekanizması devreye giriyor.
Sirenlerin o meşhur dalgalı tonu ise bir tasarım tesadüfü değil. Psikoakustik araştırmalar bu frekans aralığının evrimsel kodlarımızda "insan çığlığı" ve "bebek ağlaması" ile eşleştiğini kanıtlıyor. Bu ses beynin alışmasına izin vermeyen, sürekli tetikte tutan bir frekans. Ancak asıl tehlike, afet psikolojisinde "Bilişsel Donma" diye tanımlanan durum. Araştırmalar, siren gibi yüksek stresörler karşısında insanların büyük bir kısmının bir eylem planı yoksa, bir çeşit sosyal felç yaşayarak sadece etrafındakileri izlediğini gösteriyor. Yani siren çaldığında ne yapacağınızı önceden bir "refleks" haline getirmediyseniz, beyninizin sizi olduğunuz yere çivileme ihtimali çok yüksek.
İlk 10........
