menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Restorasyon duayeni Prof. Dr. Zeynep Ahunbay: Hanlar, Osmanlı’nın son döneminde satıldığı için zor durumda; depremde yok olmamaları için kamu desteği gerekir

9 0
14.05.2026

İstanbul’un en eski yerlerinden olan Tarihi Yarımada’da, yüzyıllardır ticaretin nabzını tutan hanlar, bugün "eski" yapılar olarak görülse de kentin en canlı organik bağlarından birini temsil ediyor. Fatih Sultan Mehmet döneminden bugüne, vakıf kültüründen özel mülkiyete evrilen bu devasa miras ya otelleşerek kimliğini kaybedecek ya da doğru koruma yöntemleriyle kentin yaşayan belleği olmaya devam edecek. Restorasyon dünyasının duayen ismi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ile hanların dününe, bugününe ve henüz geç olmadan yapılması gerekenleri konuştuk..

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay

- Mimari birer yapı olmanın ötesinde, hanlar İstanbul’un kültürel geçmişinde tam olarak neyi temsil ediyor?

Tarihi Yarımada’daki hanlar, geçmişi Bizans dönemine uzanan bir ticari alanda bulunmaktadır. Haliç kıyısında Eminönü’nden, Divanyolu’na- Çemberlitaş ve Bayezıt’a kadar yükselen yamaçta tarihi kentin ticari merkezi gelişmişti. Osmanlı döneminden kalan çok sayıda arasta, kapan, han ekonomik yaşamın boyutuna, yoğunluğuna işaret etmektedir. Kara ve deniz ticareti ile şehre gelenler buradaki tüccarlarla bağlantı kurar, alışveriş yapar, konaklarlardı. Dolayısıyla Hanlar bölgesi İstanbul’un ticari yaşamının merkezi, belleği olarak tanımlanabilir.

Günümüzde Hanlar bölgesinde üretim, depolama, perakende, toptan satış işleri yoğun olarak sürmektedir. Ancak zamanla yapılar ve kullanımları değişmiş; Fatih döneminden başlayarak, birçok sultan, vezir, varlıklı kişinin cami, medrese gibi eserlerine gelir sağlamak için vakfettikleri han ve hamamlar satılarak ilk işlevlerinden farklı amaçlarla kullanılır olmuşlardır. Mahmut Paşa’nın camisine yakın bir konumda bulunan hamamı ve Kürkçü Hanı bu değişime örnek yapılardır.

Ticari işlevi devam eden, sokakları, çeşmeleri, sebil, han ve hamamları ile çok değerli olan Hanlar bölgesindeki tarihi yapıların birçoğu bakımsız durumdadır. Yapım teknikleri, tasarımları yapıldıkları döneme, yaptıran kişinin ayırdığı maddi kaynağa göre farklılık gösteren hanlar uzun yaşamları içinde yangın, deprem gibi felaketlerden etkilendiklerinden, 20. yüzyıla yarı harap durumda girmişler; 20. yüzyılda da özensiz onarımlar sonucu büyük değişime uğramışlardır. Kültür varlığı olarak değeri pek bilinmeyen hanların korunması özel ilgi ve çaba gerektirmektedir. 

- Günümüzde hanlar genelde “eski ve bakımsız” yerler olarak algılanıyor. Ancak Eminönü’ndeki bu yapıların içinde hala çok ciddi bir ticari üretim döngüsü ve yaşayan bir usta-çırak hiyerarşisi söz konusu. Hanların şehirle kurduğu bu organik bağ, bugün yapılan “iyileştirme” çalışmalarından veya işlev değişikliklerinden nasıl etkileniyor?

Hanların kullanımı devam ediyor ancak bakımsızlık, özgün tasarımı değiştiren, genel görünüşü bozan ekler, uyumsuz yenilemeler mimari değerlerini zedeliyor, kavranmalarını güçleştiriyor. Kargir yapı sisteminin özelliklerini bilmeden yapılan müdahaleler tarihi yapıların güvenliğini tehdit ediyor. Tarihi hanların beklenen İstanbul depreminden önce sağlamlaştırılması, hasarlı duvar, kemer, tonoz ve kubbelerin güvenli hale getirilmesi için çalışmalar yapılması gerekli. Birçok handa hücre ve revakların mekânsal özelliklerinin değişime uğradığı gözleniyor. Hücrelerdeki ocak, niş, pencere gibi ayrıntıların korunması, avlu ve çatıların eklerden arındırılması gerekiyor. Onarımlar öncesinde özgün yapım malzeme ve tekniklerinin araştırılması, ayrıntılı belgeleme yapılarak, proje hazırlanması söz konusu. Restorasyon projelerinin kargir yapı konusunda bilgili mühendis ve mimarlarca yürütülmesi önemli. 

Günümüzde tarihi kentlerimizde bulunan bazı hanlar restore edilerek otel, lokanta gibi işlevlerle kullanılmaktadır. Yeni kullanımın tarihi hanın mimari özelliklerine saygılı bir yaklaşımla yürütülmesi, hanın kentin belleğindeki yerinin gözetilmesi önemlidir. Otel olarak kullanılan tarihi hanlara bir örnek olarak Edirne’de bulunan Rüstem Paşa Kervansarayı verilebilir.  Mimar Sinan’ın eseri olan ve 1960’tan bu yana otel olarak kullanılan hanın otele dönüştürülmesiyle ilgili önemli sorun hücrelere eklenen banyo ve diğer tesisat konusudur. Çağdaş konaklama tesislerinde her odada banyo-tuvalet olması istenmektedir. Yeniden kullanım projelerinin en az ekle, özgün ayrıntıları zedelemeden gerçekleştirilmesi istendiğinden mekanların bölünmesi, bazı duvarların kaldırılması gibi müdahaleler sıkıntı yaratmaktadır. Yeniden kullanımlarda tarihi dokuyu olabildiğince koruyan projeler hazırlanması hedeflenmelidir. 

- Bir yapıyı pırıl pırıl bir yapıya dönüştürmekle, onu kendi haline bırakıp çürümesine göz yummak arasında bir orta yol yok mu? Eski bir hanın içindeki yaşamı” olduğu gibi korumayı, nasıl başarabiliriz?

Tarihi yapıların yaşatılması için sürekli bakım onarım çalışmalarına gerek vardır. Bozulan yüzeylerin onarımı, çatıların bakımı harabiyeti önler. Yeniden kullanım projelerinin titiz çalışmalarla yürütülmesi gerekir.........

© T24