Eminönü’nde 40 yıldır gümüşe hayat veren Şahin Karaman: Sanatkârları buradan çıkarmaya kalkarlarsa esnaf surlara varmadan telef olur
Hanlar dosyası için Sirkeci’ye gelip, yürümeye başlıyorum. Tren istasyonun köşesindeki kahveciden havaya karışan kavrulmuş kahve kokusunu geride bırakıp, ara sokaklardan yukarı doğru kalabalığa bırakıyorum kendimi. Eminönü’nün en meşhur sokaklarından Çakmakçılar Yokuşu onu kesen sokaklar ve alışveriş telaşındaki insanlarla dolu. Bu dar yokuşta etrafı görmek için başınızı kaldırmak zorundasınız.
Biraz ilerleyip solumda Büyük Yeni Han belirince karşısında durup nefesleniyorum. Giriş kapısının yanındaki dükkânın astığı şallar rüzgârda uçuşuyor. Geçmiş zamanın seslerinin o rüzgâra karıştığını hissetmek zor değil. Yüzyıllardır her gün binlerce insanı ağırlayan bu yokuşun; Büyük Yeni Han, Büyük Valide Han, Yeni Han, Sünbüllü Han, Muradyan Hanı, Çakmakçılar Hanı, Sabri Safâ Hanı, Nâsır Hanı ve Birlik Hanı da barındırdığını düşününce heyecanlanıyorum. Yüzlerce yıla yayılmış İstanbul hikayeleri.
Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde Çakmakçılar Yokuşu üzerinde 3 havlucu- çarşafçı, 10 hazır esvabcı, 12 kasketçi, 4 gömlekçi, 6 yazmacı, 2 basmacı, 7 manifaturacı, 4 tuhafiyeci, 1 çantacı, 1 çuvalcı, 1 kunduracı, 1 yazma manifaturacı, 1 büfe, 1 aşçı, 1 kahvehane ve 15 göz kapalı dükkân yer aldığını yazar. Gerçi, Koçu’nun 1963’te tek tek saydığı yazmacılarda bugün dijital baskılı çakma eşarplar olsa da yokuşun o telaşlı ticari genetiği hâlâ yerli yerinde.
Hana girince birden sakin ve serin bir dünyanın içinde buluyorum kendimi. Geniş bir avluya bakan sarı taş duvarlar üç katlı yapının ihtişamını hala hissettiriyor. Üçüncü kata çıkıp Şahin Karaman’ın atölyesini buluyorum.
Bugün bu hanlar, turizm baskısıyla otele dönüşme projeleri ile sur dışına sürülme korkusu yaşayan son sanatkârların hikayelerini barındırıyor. Peki bu hanlar otel ya da lüks mekanlara dönüşürse gerçekten ne olur?
Eminönü’nde 40 yıldır gümüşe hayat veren Şahin Karaman oradaki esnaftan birisi. Ermeni gümüş el sanatının en özel temsilcilerinden olan Karaman ile Büyük Yeni Han’ı ve mesleğin kaderini konuştuk.
- Gümüş el sanatları alanında usta olarak çalışıyorsunuz. Nasıl başladınız mesleğe?
1984'te Kapalıçarşı’ya gelip gümüş el sanatları alanında kakma ve kakma kabartma tekniği eğitimi almak üzere atölyede çalışmaya başladım. Çıraklık ve kalfalık dönemim yedi sene sürdü. Akabinde 1991'de abilerimle beraber kendi sanat atölyemizi kurduk. Kapalıçarşı'da 2000 yılına kadar faaliyetleri sürdükten sonra atölyemi Büyük Yeni Han’a taşıdım. 2000'den bu yana burada faaliyete devam ediyorum.
- Hangi alanlarda üretim veriyorsunuz?
Yapmış olduğum meslek sadece kakma kabartma tekniği değil hikâyesi olan projeler de yapıyorum. Son üç senedir kızım üniversiteden mezun oldu. Hobi olarak başladığım metal baskı bastonları “nasıl geliştirebiliriz” diye bir anda beyin fırtınası yaptık. “Hikâyeli Bastonlar” projesini başlattık diğer adı “Destan Yazan Adımlar”. 2000 yılından bu yana 26 yıldır Çakmakçılar Yokuşu’ndaki Büyük Yeni Han’da sanat atölyemizde çalışıyoruz. Ben başta olmak üzere bütün gümüş el eşyacılarının 'i buraya taşındık. Başkanı olduğum Gümüş Eşya El Sanatkarları Derneği (GESAD) bünyesinde hepimiz birbirimize bir zincir halkası olduğumuz için toplanma merkezimiz burası oldu. Zaten 1453'ten beri gümüş el sanatları Topkapı Sarayı’ndan başlayıp, çoğaldıktan sonra Kapalıçarşı meydanındaki Hanlar Bölgesi’ne yayıldılar.
Şahin Kahraman'ın kendi elleriyle yaptığı Osmanlı Padişahları eseri
- Neden bu hana taşındınız?
Buraya gelmemizin sebebi bu hanın odaları geniş ve ferah olması. Tarih kokan bir yer burası, geçmişi olan bir han, koridorları geniş sanatımızla özdeşleşiyor. O günden bu yana da bu handa sanatsal anlamda faaliyet gösteriyoruz. Daha önceki han da olan atölyeler bunun bir yarısı kadardı. Faaliyeti göstermekte güçlük........
