Sınavsız memuriyet “fon”sal çürümeyi nasıl tetikledi?
Geçtiğimiz günlerde patlak veren Fon Yolsuzluğu tüm ülkeyi dehşete düşürmüş görünüyor.
Yolda, sokakta, parkta, işte ve hemen her ortamda insanların hayretler içinde bunu konuştuğunu görüyorum.
İktidar partisinin genel başkan yardımcısı ve önceki bakanının kendisi ve eşinin bu kapsamda 3,5 milyar TL (yaklaşık 71 milyon ABD Doları ediyor) kazanç sağladığı ileri sürüldü ve bu iddia yalanlanmadığı gibi doğruluğu iktidar çevrelerinden de bilakis teyit edildi.
Sadece bunlar değil, başka kişilerin de 2 milyar 3 milyar hatta 10 milyar TL kazançlarından söz ediliyor.
Dünkü gazetelerde iktidar partisinden milletvekili adayı olmuş eski bir bürokratın 11 milyar TL kazanç elde ettiği söyleniyordu.
İnsanları bu olayda dehşete düşürerek şoka uğratan nokta salt yolsuzluk veya haksız kazanç elde edilmiş olması değil.
Ülkemizde merkezi idare yani hükümet düzeyinde olsun, yerel idare (belediye) düzeyinde olsun, kamudaki yolsuzluklar öteden beri bilinen hatta kanıksanan “vakayi adiye”den şeyler.
Ne var ki bu son yolsuzluktaki haksız kazançların çok anormal düzeyi yani “vurgunun boyutu” insanları cidden şoka uğrattı.
2 milyarlar, 3 milyarlar, 10 milyarlar nasıl acayip ve anormal rakamlar!
İnsanlar bu kadar aşırı ve anormal meblağları nasıl bu kadar kolayca elde edebiliyorlar?
Sistem bu kadar acayip ve fahiş haksız kazançlara nasıl müsaade edebiliyor?
Daha doğrusu sermaye piyasaları sistemi bu kadar kolayca ve abartılı biçimde şişirilmiş hisselere baştan nasıl müdahale edemedi ve kötüye kullanmaları aylarca niçin önleyemedi?
Tamam ülkede hemen her şeyin çürümeye yüz tuttuğunun farkındaydık, ama bu kadar çürüme de fazla değil mi?
Söz konusu Fon yolsuzluğunda sistem adına aslında olaya baştan vaziyet etmesi gereken yani bu yolsuzluğu baştan önleyebilme yetkilerine sahip olan ve benim hemen aklıma gelen iki kurum var:
SPK ve Borsa İstanbul (eski İMKB).
Basından öğrenildiğine göre mevcut DDK (Devlet Denetleme Kurulu) başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul’un üst yönetiminde (Yönetim kurulu başkan vekili ve bağımsız yönetim kurulu üyesi) yer alıyormuş.
Bu olaylar patlak verince hemen Borsa’daki görevinden ayrılmış ve şimdi DDK başkanı olarak bu olayların soruşturulmasına vaziyet ediyor.
Kendisinin de görev yapmış olduğu birimin tarafsız biçimde denetiminin yapılmasına nasıl vaziyet edecek? Açıkçası benim hukuk bilgim ve tecrübem bunu anlamaya yetmiyor!
Borsa İstanbul’daki görevinin bu patlak veren olaylarla ilgisi veya bağlantısı var mı bilmiyoruz. Bu konuda net ve somut bir resmî açıklama görmedim.
Yani Borsa İstanbul yönetiminin zamanında bu Fon Yolsuzluğunun hiç olmaması ya da önlenmesi konusunda hukuken yetkisi var mıydı; varsa ne kadar yetkisi vardı, bilmiyorum. Uzmanlık alanıma girmeyen teknik bir husus.
Ne var ki en azından dışarıdan bakıldığında DDK’nın bu konudaki denetiminin objektifliği konusunda soru işaretlerine sebebiyet vereceği belli.
SPK’ya gelirsek.
Bu konudaki asıl idari denetim yetkilerinin SPK’da olduğu oldukça net.
Nitekim zaten SPK’nın kuruluş yani varoluş nedeni, sermaye piyasalarındaki bu tür kötüye kullanmaları önlemek ve denetlemek.
Nitekim Başsavcılık tarafından önceki SPK başkanı hakkında soruşturma açılması için talepte bulunulduğu anlaşılıyor.
Yine bahsi geçen önceki başkanın ifadesinde -adeta tüm ülke ile dalga geçercesine “Hisselerdeki 1000 kat artışın halkın teveccühü olabileceği”ni söylediği görülüyor.
Basında bu ifadeyi görünce, SPK gibi ülkenin en önemli kurumlarından birine böyle birinin nasıl başkan olabildiğini merak edip araştırdım.
Zira idareyi de yakından tanıdığını düşünen bir idare hukuku profesörü olarak, SPK’nın Türkiye’de girilmesi en zor, giriş sınavları en rekabetçi kurumlardan biri olduğunu ve tanıdığım uzman yardımcısı, uzman, hukukçu ve yönetici kadrolarının Ülkenin en üst düzey profilini yansıttığını iyi biliyorum.
İlginç bir bürokratik atama örneği
Peki nasıl oldu da böylesine nitelikli bir kurumun başına Ülkenin şimdiye kadar gördüğü en büyük yolsuzluklarından biri için böylesine “naif” tepki veren biri başkan olabilmiş?
Gazetecilik refleksiyle yaptığım araştırma sonucunda güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgi şu:
Mevcut siyasi iktidarın seçtiği eski hatta ilk TBMM başkanlarından birinin oğlu olan bu kişi, zamanında sınavla girilmesi böylesine zor olan bu kuruma (basın ve halkla ilişkiler müşavirliği gibi istisnai memuriyet kapsamında) sınavsız biçimde yani torpille evrak memuru olarak alınıyor.
657........
