Huruf-u Mukattaâ veya Kozmik Bilgilerin Şifreleri (2)
İslami literatürde Ebced ve cifir ilmi, İbranice ise Gematria, harflere aritmetik tablo üzerinden sayısal değerler yükledikten sonra yazı ve metinlerde, mana ile alakalı tevafuki sonuçlara /bazı hadiselerin tarihi bilgisine ulaşmayı sağlayacak prensipleri olan bir ilimdir. Araplar, İslamiyet'in kabulünden ve Arabistan'da Hint rakamları kullanılmaya başlanmadan önce, hesap yapabilmek için harfleri rakam olarak kullandıkları bir sayı sistemidir. Antik Yunanistan’da da alfabe aynı zamanda sayı saymak için kullanılmıştır. Araplar, çağdaş ondalık sayı sistemi olan Hint sayıları çıktıktan sonra hesap yapmak için uygun olmayan ebcedi terk etmişlerdir.
Ebced’de ilk yaygın kullanım Fenikelilerin olsa da Arap ebcedinin İbrani ve Arami alfabesinden alındığı düşünülmektedir. Ebced’in ilk çıkışının ise Mısır hiyeroglif rakamları ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Zira onlar da kendi kullandıkları hiyeroglafik alfabelerinden bazı harflere sayısal değerler yükleyerek alfabetik bir sayı ve sembolizm sistemini kullanmışlardır. Bununla beraber Ebced hesabını Hz. Adem’e dayandıran bazı rivayetler mevcuttur.
Ebced ve cifir hesabının islami literatüre girmesi huruf-u mukattaa sayesinde olmuştur. Huruf-u Mukattaa Kur’an’ın ondört suresinin başında nazil olmuştur. Bu harf kombinasyonlarının tam olarak ne manaya geldiği bilinmemekle beraber bazı tarihi hadise ve önemli olaylara işaret eden şifrevari/sırlı harfler olduğunu söyleyen alimler olmuştur. Madem Kur’an beşere nazil olmuş, o halde bu harflerin de en azından işaret ettiği bazı manalarının olması daha makul görünmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de 29 surenin başında nazil olan mukattaa harfleri, -hemze eliften ayrı bir harf sayılırsa- 29 harften oluşan Arap alfabesinin yarısını, yani 14 harfini kullanmıştır. Yine mechure, şedide, rahve, müsta’liye, münhafiza, müntabıka, münfetiha gibi harf gruplarından yarısını kullanmıştır. Bu ve buna benzer tevafuki incelik ve letafetlerle şair ve belağat üstadlarına meydan okumuştur.
Ebced hesabını kullanarak gerek huruf-u mukattaa, gerekse bazı ayetlerden tarihi bazı önemli olayların, bazı milletlerin başına gelen hadiselerin şifrelerinin bilinebileceğini kabul eden alimler olduğu gibi, kabul etmeyen alimler de olmuştur.
Ebced ilmine karşı olanlar, bu ilmin müneccimlik ve sihir ilmiyle beraber kullanılmasını gerekçe göstererek meşru olmadığını savunmuşlardır. Meşru sayan alimler de zaten mutlak manada meşru görmemişlerdir. Yani bu ilmi meslek haline getirmek, müneccimlik veya sahirlikte kullanmak, ğayba ait bilgileri çıkarmaya alet etmeyi, asla ve asla kabul etmemişlerdir. Ancak Kur’an’ın bildirdiği bazı tarihi malumatları bu ilim vasıtasıyla, Kur’andaki zahir manayı da elimine etmeyip ayetin zahir manasını desteklemek kaydıyla ortaya çıkarmada bir beisin olmadığını söylemişlerdir.
Bu görüşte olan alimlerden bazıları şunlardır; Müfessirlerden Taberî (ö. 310/922),[1] İmam Mâturîdî (ö. 333/944),[2] Sa’lebî (ö. 427/1035),[3] Maverdî (ö. 450/1058),[4] Vâhidî (ö. 468/1075),[5] İbn Atiyye (ö. 541/1147),[6] Fahreddin Râzî,[7] İzz b. Abdüsselam (ö. 660/1262),[8] Beydâvî (ö. 685/1286),[9] Nizamüddin en-Nisaburî (ö.730/1329),[10] Ebu Hayyân (ö. 745/1344),[11] İbn Arafe (ö.803/1401),[12] Alûsî (ö. 1270/1854)[13].
İbn-i Teymiyye (ö. 728/1328) ve İbn-i kesir (ö. 774/1373)[14] gibi alimler de bu görüşü kabul etmemişlerdir.
Kur’anın sadece zahiri manadan ibaret olmadığını anlatan hadisi şeriften hareket edecek olursak bu ilim vasıtasıyla elde edilen manaların, Kur’anın işari mana tabakalarından sayılabileceğini birçok alim gibi Bediüzzaman hazretleri de ifade etmiştir.[15] İşari mana sarih/zahir mana olmadığından bu mananın Kur’an’dan sayılabilmesi için usul alimleri dört şart ileri sürmüşlerdir;
1. Elde edilen işari tefsirin/mananın Kur’an nazmının zahirine muhalif olmaması,
2. O manayı teyid edecek şer’i bir şahidin........
