Duygular Denizi-3
İşte aynen bu temsil gibi, sen dahi ey biçare! dünya denizinin sahilinde oturup, zîcemal ve zîhüsün olan ehl-i kemalin ufûllerine, hem ni'met semeratının vakt-i muayyenesi gelince de zevale ermelerine müteellimane ağlıyorsun. Gafletle zu'mediyorsun ki; o cemaller, o zîcemallerin kendi mülkü ve o semereler de ağacının malı imişde, tesadüfün fırtınaları gelmiş, mülk ve mallarını onlardan gasbederek ademlerin zulümatına atmaktadır. Yahu, hiç düşünmüyor musun ki; senin meftun ve mübtela olduğun şeyin yüzünü nur-u hüsün ile güzelleştiren zat odur ki, bütün kâinat bostanlarındaki çiçekleri nurlandırmış ve bütün aşık bülbüllerin kalplerini onlara karşı şevke getirmiştir.
‘Ey biçare’
Kayıp karşısında insan çaresizdir, kaybı yaşadığı an çaresizliği de tadar.
‘Sahilinde’ oluş henüz zevali kendi nefsinde yaşamamak, başkasının zevalinden etkilenmektir.
‘Oturmak’ ayakta, kıyamda oluşa göre güçten düşmüşlüğü çağrıştırıyor, biçare seslenişini destekliyor.
‘Zîcemal ve zîhüsün olan ehl-i kemalin ufûllerine’
Sureten ve hakikaten güzel olanların, soyut manevi güzelliği ahlakında ve ahvalinde somutlaşmış ve böylelikle kemaline ulaşmış olanların; her kemalin bir zevali olacağı için onların ufûlüdür bu.
‘hem ni'met semeratının vakt-i muayyenesi gelince de zevale ermelerine’
Her nimet meyvesinin belirlenen bir vakti, bir ömrü vardır, meyve de ağacın kemal halidir, meyvesini veren ağaç varlık gayesine ulaşmıştır, bundan sonra bu kemalde zeval bulacak, batacak, sona erecektir.
‘Müteellimane ağlamak’
Ağlamanında çeşitleri vardır, sevinçte ağlatır kişiyi, pişmanlıkta; bazen içte biriken duyguların boşalmasıdır, bir dışavurum bir rahatlamadır ağlamak. Ama burdaki ağlamak acı içinde, acı çekerek........
