menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amerika’nın Yumuşak Gücünün Sonu

12 0
12.05.2026

Amerika’nın Yumuşak Gücünün Sonu

Amerika’nın Yumuşak Gücünün Sonu

Trump yönetiminin dış politikaya yaklaşımının en çarpıcı yönlerinden biri Amerika’nın sert gücüne duyduğu mutlak güven ve merhum meslektaşım Joseph Nye’ın “yumuşak güç” dediği şeye neredeyse bütünüyle küçümseyerek bakmasıdır.

Trump yönetiminin dış politikaya yaklaşımının en çarpıcı yönlerinden biri — seçtiği amaçlardan çok, tercih ettiği araçlar bakımından — Amerika’nın sert gücüne duyduğu mutlak güven ve merhum meslektaşım Joseph Nye’ın “yumuşak güç” dediği şeye neredeyse bütünüyle küçümseyerek bakmasıdır. Nye, yumuşak gücü “çekim gücü” olarak tanımlamıştı: Bir ulusun, başkalarının onu taklit etmek, onunla ilişki kurmak ve onun öncülüğünü izlemek istemesine yol açan niteliklere sahip olduğu için, başkalarına istediğini yaptırabilme kapasitesi. Çok fazla sert güce sahip devletler başkalarını zor, gözdağı ya da yardım ve koruma teklifleri yoluyla mecbur bırakabilir; bol miktarda yumuşak güce sahip devletler ise daha büyük bir etki alanına sahip olur, çünkü başkaları onlara benzemek ister, savundukları ilkeleri benimser ya da onları modaya uygun, başarılı ve hatta “havalı” görür.

Benim gibi iyi bir realist, sert gücün önemini küçümseyecek değildir; tam tersine, arkasında kayda değer bir sert güç desteği olmadan büyük miktarda yumuşak güce sahip olmak zordur. Ama Vladimir Putin’in Rusya’sının gösterdiği gibi, bol miktarda sert güce sahip olup çok az ya da hiç yumuşak güce sahip olmamak mümkündür. İdeal olan, bir devletin ikisine de bolca sahip olmasıdır; çünkü çok fazla yumuşak güce sahip olmak, başkalarının doğal olarak senin istediğini yapmaya yatkın olması ve senin sert gücünü çok sık kullanmak zorunda kalmaman anlamına gelir. Nye, Amerika’nın sert ve yumuşak gücü bir araya getiren bileşiminin dış dünyayla ilişkilerinde ona çok büyük avantajlar sağladığına inanıyordu; Amerika’nın geleceği konusunda iyimser, onun düşüşünü öngörenler konusunda ise kuşkucu olmasının nedenlerinden biri buydu. Yine de uzun kariyerinin sonlarına gelindiğinde, o bile Amerika’nın küresel cazibesine neler olduğundan kaygı duymaya başlamıştı.

Trump 2.0 döneminde, sert gücün ihtiyacınız olan tek şey olduğu inancı fazlasıyla açık biçimde görülüyor. Yönetim, ticaret ortaklarını tek taraflı ekonomik anlaşmalara zorlamak için gümrük vergisi tehdidini kullandı ve bunları geçersiz kılan Yüksek Mahkeme kararına rağmen bu çabayı sürdürme sözü veriyor. Yönetim, yarım düzineden fazla ülkede askerî güç kullandı ve Karayipler’de ve Pasifik Okyanusu’nda, kim olduklarını bilmediği, hepsinin gerçekten uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını kanıtlayamadığı ve bu eylemlerin yasadışı uyuşturucuların bulunabilirliği üzerinde çok az ya da hiç etkisi olmayacağını kabul ettiği hâlde, sözde uyuşturucu kaçakçılarını öldürmeye devam ediyor. Başkan Donald Trump, diğer dünya liderlerini defalarca zayıf olmakla suçladı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’ye “elinde kart olmadığını” ve bu nedenle Rusya’yla anlaşması gerektiğini söyledi ve Küba’ya, sıradan Kübalıları daha da yoksullaştırmayı ve sonunda rejimini teslim olmaya zorlamayı amaçlayan bir abluka uyguladı. Son olarak ama kesinlikle en önemsizi olmayacak biçimde, diplomasiyi terk etti ve İran rejiminin hızla çökeceği ve bizim daha çok hoşumuza gidecek bir hükümetin ortaya çıkacağı yönündeki yanlış varsayımla, İran’a karşı gereksiz ve kışkırtılmamış bir savaş başlattı.

Sert güce yönelik bu saplantıda en çarpıcı olan şey, onun kullanımını gizlemek, meşrulaştırmak ya da haklı göstermek için ne kadar az çaba harcandığıdır. Çoğu ülke zaman zaman kötü şeyler yapar ve büyük güçler bunu çoğundan daha sık yapar; ama genellikle zırhlı yumruğu normatif gerekçelendirmeden oluşan kadife bir eldivenin içinde saklamanın yollarını bulmaya çalışırlar. Trump yönetimi öyle........

© Perspektif