Zengin ve Güçlüler Sonsuza Dek Yaşamak İstiyor
Zengin ve Güçlüler Sonsuza Dek Yaşamak İstiyor
Zengin ve Güçlüler Sonsuza Dek Yaşamak İstiyor
Kremlin’den Silikon Vadisi’ne kadar dünyanın en güçlü insanlarından bazıları artık daha fazlasını istiyor: Ebedî hayat.
Bir gün iki imparator — Çin imparatoru ve Rusya imparatoru — Yasak Şehir’de yan yana yürüyordu. Kırmızı ve altın işlemeli bir halının üzerinde adımlarını atarken maiyetleri neşeli bir saygıyla arkalarından geliyordu. İki imparator da 72 yaşındaydı; yönettikleri insanların genellikle öldüğü yaş civarındaydılar. Birbirlerinin dilini konuşmasalar da, tercümanları aracılığıyla ölümü alt etme ihtimali üzerine memnuniyetle sohbet ediyorlardı.
Bir ara Çin imparatoru, geçmişte bir insanın 70 yaşını aşmasının nadir olduğunu, oysa günümüzde 70 yaşındaki birinin hâlâ çocuk sayıldığını söyledi. Bunun üzerine Rus imparatoru daha da canlandı. Artık yaşlı bir adamın kalbini ya da karaciğerini çıkarıp yerine yeni bir organ koymanın mümkün olduğunu, böylece ilerleyen yaşına rağmen adamın gittikçe gençleşebileceğini, hatta belki de ölümden tamamen kaçabileceğini öne sürdü.
Sonra konuşma, eski Mezopotamya destanı Gılgamış’ın kazındığı kırık kil tabletlerden biri gibi aniden kesilir ve anlatı sona erer. Bu fragman hâli, o anın tuhaf yoğunluğunu daha da artırır: Tanık olmamamız gereken bir sahneye ortak edilmişiz hissini ve gücün doğasına dair bir sırrın ima edildiği duygusunu.
Belki geçen eylül ayında viral olan bu videoyu görmüşsünüzdür: Dünyanın en güçlü iki otokratı — on yılı aşkın süredir devlet başkanı olan ve ikisi de bu iktidarı bırakmaya niyetli olduğuna dair hiçbir işaret göstermeyen Xi Jinping ve Vladimir Putin — bir tercümanın açık kalan mikrofonuna yakalanmış, ölümsüzlüğe yönelik ortak arzularını konuşuyordu.
Bu an kısa olsa da aşırı anlam yüklenmiş, mitik bir siyasi sembolizmle yüklüydü. Xi ve Putin, dünyanın yükselen süper gücünün törensel merkezi olan ve devletin muhalefeti acımasızca bastırmasıyla özdeşleşmiş Tiananmen Meydanı’na doğru yürüyordu. 1989’da kısa ve coşkulu bir an için Çin komünizmi tarihe karışabilirmiş, yeni bir demokratik imkânın doğmasına alan açılabilirmiş gibi görünmüştü. Sonra tanklar içeri girdi ve devletin gücünün ebedî ve bölünmez olduğunu, tebaasının hayatlarının ise tümüyle gözden çıkarılabilir olduğunu ilan etti.
Son on yıl içinde demokrasi, yükselen illiberalizm ve plütokrasi dalgası karşısında geri çekilmekte. Dünyanın büyük bir bölümünde iktidar, giderek az sayıda otoriter liderin ve sınır tanımayan hırslara sahip küçük bir teknoloji milyarderleri grubunun elinde yoğunlaşıyor. Ortalama yaşam süresi artarken gelir eşitsizliği ve sağlık hizmetlerine erişimdeki uçurum da büyüdü. Ve bütün bunların ortasında, dünyanın en zengin ve en güçlüleri, ölümün tamamen ortadan kaldırılabileceğine ya da varoluşsal ağırlığını yitirecek kadar geriye püskürtülebileceğine dair kalıcı bir umut geliştirdi; belki de bunun için küçük bir ihtimal bile yarattı.
Ölüm olgusu, malum, bir korku ve melankoli kaynağıdır; ama aynı zamanda bir teselli kaynağıdır da. Tarihsel hanedanlar hakkında ne derseniz deyin, en berbat kalıtsal hükümdarlar bile mezardan hüküm süremezdi. VIII. Henry 50’li yaşlarının ortasında öldü; Cesare Borgia 30’lu yaşlarına zar zor gelebildi. Fazlasıyla kaba araçlar olsalar da, morbid obezite ve sifiliz değişimin araçları olarak rollerini oynadı. En büyük tiranlar bile eninde sonunda ölmek zorundaysa, daha iyi bir dünya ya da en azından farklı bir dünya için her zaman umut vardır.
Peki ya tiran kendini ölümsüzleştirmeyi başarırsa? Ya da kendisine biçilmiş ömrü öyle radikal biçimde uzatırsa ki, fiilen ölümsüz sayılırsa? Xi ya da Putin gibi otokratlar iktidarlarını on yıllarca uzatırsa, hatta süresiz olarak hüküm sürerse; kendi devletleri ve yurttaşlarının hayatları üzerindeki hâkimiyetlerini hiçbir zaman bırakmazsa ne olur? Böyle bir ihtimal, en hafif ifadeyle, bilimsel olarak hâlâ uzak. Ama bu iki liderin en başta bunu istiyor gibi görünmesi ve bilimin bunu kolaylaştırabileceğine inanıyor gibi durması, siyasi çağımız hakkında önemli bir şey söylüyor; gelecek çağın biçimine dair de ipucu veriyor.
Vampirin işareti altında yaşıyoruz. Çağımızın en güçlü arketiplerinden biri, ebedî gençlik peşindeki elittir; gücünü aşağı tabakadaki ölümlülerin kanından devşiren elit. Bugünün en görünür elitleri ise teknolojileriyle — sosyal medya, çevrimiçi perakende, yapay zekâ, veri gözetimi — bugünü belirleyen ve geleceğimizi şekillendiren, giderek orantısız bir siyasi güç kullanan kapitalistlerin küçük bir üst katmanıdır. Ve bu adamların, malum, insan ölümlülüğünün ufkunu ileri itmeye takıntılı olduklarını biliyoruz.
Bu arzuyla belki de en çok özdeşleşen kişi Peter Thiel’dir. Thiel bir dönem, ömrü uzatmanın bir yolu olarak gençlerden alınan kan plazması nakilleriyle ilgilendiğini söylemişti. Ama daha pratik ve daha az vampirvari biçimde, çeşitli biyoteknoloji girişimlerine milyonlarca dolarlık risk sermayesi yatırımı yaparak Silikon Vadisi’nde gelişen uzun ömür ekosistemine tohum sermayesi de sağladı. 2012’de Business Insider’a şöyle demişti: “Ölümün doğal olduğunu, hayatın bir parçası olduğunu söyleyen onca insan var; bence bundan daha yanlış bir şey olamaz.”
OpenAI CEO’su Sam Altman, insanda yaşlanmayı yavaşlatmayı ve potansiyel olarak tersine çevirmeyi amaçlayan Bay Area merkezli biyoteknoloji şirketi Retro Biosciences’a kendi servetinden 180 milyon dolar yatırdı. Jeff Bezos’un da insan ömrünü uzatacak kök hücre tedavileri bulmayı uman Altos Labs’ın........
