Sosyal Sigorta mı Sosyal Yardım mı Siyasi Popülizm mi?
Sosyal Sigorta mı Sosyal Yardım mı Siyasi Popülizm mi?
Sosyal Sigorta mı Sosyal Yardım mı Siyasi Popülizm mi?
Herhalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sadece vatandaşlık bağıyla kendisine bağlı olma kriterini esas alıp zengin-yoksul gibi objektif kıstasları dikkate almaksızın herkese sosyal yardım yapacak kadar zengin bir ülke olmasa gerek.
Geçtiğimiz haftalarda sosyal medyadan günün haberlerini takip ederken bir yerel gazetedeki haber dikkatimi çekti: “Ev Hanımlarına Emeklilik Geliyor: Detaylar Belli Oldu” ön başlığı ve “10 Milyon Kişiyi İlgilendiriyor: Ev Hanımlarına Emeklilik Teklifi Meclis’te” ana başlığı ile verilen haberde şu bilgiler veriliyordu:“MHP’nin Meclis’e sunduğu kanun teklifiyle ev hanımlarına emeklilik hakkı, annelere aylık destek ve büyük iş yerlerine kreş zorunluluğu gündeme geldi. Yaklaşık 10 milyon kadını ilgilendiren düzenleme komisyon sürecine giriyor.”([1])
Haberi okuduktan sonra TBMM web sitesine girerek teklifi aradım ve MHP Ordu Milletvekili Necati Şanlıtürk tarafından, MHP TBMM Grup Başkanlığı tarafından da kayda geçirildiği anlaşılan 2/2/2026 tarihli kanun teklifinin TBMM Başkanlığı’na 10/2/2026 tarihinde sunulmuş olduğunu, TBMM Başkanlığı tarafından da 12/2/2026 tarihinde 2/3518 Esas No ile kaydedilerek tali komisyonlar olarak Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna, esas komisyon olarak ise Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilmiş olduğunu tespit ettim.([2])
Teklifi sunan milletvekili, MHP’li değil de diğer siyasi partilere mensup milletvekillerinden biri olsa idi haberi ciddiye almayacaktım. Çünkü son 23 senedir TBMM’de muhalefet partilerine mensup milletvekillerinin vermiş olduğu kanun teklifleri ve önergeler, bırakın görüşülüp kabul edilmesini, gündeme alınması bile mümkün olmuyor. Hatta kabul edilebilecek nitelikte bir önerge olduğu anlaşıldığında bu önergenin reddedilip iktidar partisine mensup bir milletvekili tarafından aynı içerikte önerge verilerek görüşüldüğü hâllere dahi rastlanılmakta. Bu nedenle teklifi veren milletvekili iktidar ortağı siyasi partiye mensup olunca ve ayrıca MHP TBMM Grup Başkanlığından tarih ve sayı da alınca değerlendirilmesi gerektiğini düşündüm.
Teklifin sunulduğu üst yazıya göre “Ekonomik ve sosyal güvencesi olmayan kadınlarımıza kendilerini güvende hissedecek desteğin sağlanması amacıyla” hazırlandığı belirtilen teklifin genel gerekçesinde aile yapısından, aile yapısı içerisinde kadının öneminden, çocuğun yetişmesinde annenin öne çıkan rolünden, son yıllarda nüfus artış hızının toplumun kendini yenileme eşiği olan 2,1 seviyesinin altına 1,48 seviyesine düşmesinden söz edilerek, toplumun ve ailenin güçlendirilmesi gerektiği, “Ailenin güçlenmesinin temel yolunun ise ‘ayaklarının altına cennet serilen’ kadınlarımızın hem aile içinde hem de toplumsal yaşamda ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesinden geçmekte” olduğu ileri sürülüyor. “Bu doğrultuda aşağıdaki sosyal ve ekonomik desteklerin hayata geçirilmesi”nin önem arz ettiği de belirtilerek, “Sosyal güvencesi olmayan her anne adayı kadının, evlendikten sonra sosyal güvenlik primleri devlet tarafından karşılanması”, “asgari ücretin dörtte biri oranında düzenli destek sağlanması” gerektiği de belirtiliyor.
Ayrıca, üç çocuğa kadar, her bir çocuk için asgari ücretin dörtte biri oranında çocuk yardımıyla, üç çocuklu bir anneye toplamda bir asgari ücret tutarında destek sağlanmış olacağı belirtiliyor ve üçüncü çocuktan sonraki her çocuk için ilave destek mekanizmaları devreye sokulması gerektiği de ifade ediliyor. Annelerin çocuk bakımı konusunda yükünü hafifletecek kreş destekleri, çocukların eğitimiyle ilgili giderlerde ailelere ek destekler ve ev hanımlarına emeklilik hakkı da teklifte yer alıyor.
Bu yazının yazılmasına ve yazının başlığının bu şekilde oluşmasına yol açan düzenleme, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa eklenmesi öngörülen “Ek Madde 25” ile getiriliyor. Buna göre “Bu Kanun kapsamında sigortalı sayılmayı gerektirecek bir çalışması bulunmayan ve herhangi bir geliri olmayan ev kadınları, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar. Bu kişilerin sigorta primleri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ödenir.”
Sürdürülebilir bir sosyal sigorta sisteminin temeli, ister bir işverene bağlı olarak çalışması (işçi ve kamu görevlisi fark etmez), ister kendi nam ve hesabına çalışması, isterse işveren olan gerçek kişilerin belirlenmiş kriterler çerçevesinde prim ödeyerek veya adına prim ödenerek sigortalı olması, bunun belirli bir süre devam etmesi ve nihayet belirli bir yaşa geldikten sonra müracaat ederek yaşlılık/emeklilik aylığı bağlanması ve ömrünün kalan kısmını da çalışırken adına birikmiş olan sigorta primlerinden kendisine bağlanan yaşlılık/emeklilik aylığı ile devam ettirmesi oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle ödenen primlere karşılık ister geçici bir süre ile ister sürekli olarak çalışamaz hâle gelmesi nedeniyle gelir kaybına uğranınca biriken primlerden ve birikme süresinden hareketle yapılacak hesaplama ile aylık veya gelir elde edilmesi sürdürülebilir bir sosyal sigorta sisteminin esasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla çalışma ilişkisi içinde olmayan veya işveren olmayan bir bireyin sosyal sigorta sistemi içinde bulunması da söz konusu olamaz.
Peki, çalışma ilişkisi içinde olmayan bireyler bakımından ne gibi bir sistem söz konusu olabilir? Bu sorunun karşılığı olarak sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemi devreye giriyor. Ancak sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemi doğal olarak her çalışmayan, çalışma ilişkisi içinde olmayan bireyler bakımından değil, belirli bir gelir seviyesinin altında geliri olanlar, bedenî ve ruhi bakımdan çalışamaz durumda olanlar (engelliler), başkasının bakımına muhtaç durumda olanlar, belirli bir yaşa geldiği için artık çalışamayacak hâle gelip herhangi bir geliri olmayanlar (yaşlılar) gibi durumlar bakımından söz konusu olabilecektir. Yoksa mesela yüzlerce, binlerce konutu olan ve her ay elde ettiği kira geliri, bulunduğu toplumun ortalama gelirinin çok çok üstünde olan veya milyarlarca parası bankada vadeli mevduat hesabında bulunan ve her ay milyonlarca faiz geliri elde eden bir kişi de sadece çalışmıyor diye sosyal yardım veya sosyal hizmet alan kişi durumuna getirilemeyecektir. Ülkemizin gerek sosyal sigorta sistemine gerekse sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemine baktığımızda maalesef yukarıdaki iki paragrafta belirtilen esaslarla, prensiplerle, ilkelerle pek de bağdaşır yanı olmadığını görüyoruz.
Ülkemizde ilk olarak “iş hayatında türlü hallere karşı ilgili Sigorta Kanunu hükümlerini uygulamak” üzere 1945 yılında 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu ile başlayan ve buna 1949 yılında kamu çalışanlarının (Emekli Sandığı), 1971 yılında kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların (Bağ-Kur), 1983 yılında tarımda işçi olarak çalışanların (tarım SSK) ve çiftçilerin (tarım Bağ-Kur) eklenmesiyle oluşturulan sosyal sigorta sistemine yıllar içinde sistemin gereği olmayan, sistemin aktüeryal dengelerini bozacak şekilde yapılan eklemeler ile sistem sürdürülemez hâle getirilmişti. 2006 yılına gelinceye kadar yürürlükte bulunan bu sistemin yıllar içindeki olumsuz müdahalelerle sürdürülemez hâle gelmiş olması, ülkenin nüfus yapısındaki değişimi karşılamaktan uzak hâle gelmesi, yoksulluğa karşı koruma sağlayamaması, sistemin ürettiği finansman açığının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri, bütün nüfusun koruma altına alınmamış olması, farklı sistemler arasında standart ve norm birliğinin bulunmaması ve örgütlenme, yönetim ve altyapıyla ilgi sorunlar nedeniyle komple yürürlükten kaldırılması ve yerine “farklı sigortalılık statüleri arasında standart ve norm birliği sağlayan” ve “adil ve kolay erişilebilir, yoksulluğa karşı etkin koruma sağlayan ve mali açıdan........
