menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’ın ‘Ne Savaş Ne Barış’ İkilemi

13 0
04.05.2026

İran’ın ‘Ne Savaş Ne Barış’ İkilemi

İran’ın ‘Ne Savaş Ne Barış’ İkilemi

Ateşkes doğrudan karşı karşıya gelişin yoğunluğunu azalttı; ancak çözüme doğru açık bir yol üretmedi. Bunun yerine diplomasi, zorlama ve belirsizliğin birlikte var olduğu bir ortam yarattı.

25 Nisan’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ile ABD arasında arabuluculuk yapan Pakistanlı yetkililerle istişarelerde bulunmak üzere İslamabad’ı ziyaret etti. Bu ziyareti, Umman ve Rusya’ya seyahat planları izledi; ardından yeniden Pakistan’a dönmesi bekleniyordu. Durakların sıralaması aktif bir diplomatik hattı yansıtsa da, aynı zamanda bu hattın parçalı niteliğini de ortaya koyuyor. İslamabad’da ABD’li yetkililerle doğrudan bir temas kurulmadı ve Amerikalı temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın olası ziyaretinin iptal edilmesi, iki taraf arasındaki iletişimin hâlâ dolaylı ve koşullu kaldığını gösterdi.

Arakçi’nin güzergâhı başlı başına önemli bir anlam taşıyordu. Pakistan başlıca arabuluculuk kanalı olmayı sürdürüyor; ancak sonraki duraklar, artık müzakereleri tanımlayan başlıklara işaret ediyor. Umman, Hürmüz Boğazı’nın geleceği ve deniz erişiminin şartları üzerine yürütülen tartışmalarda merkezi bir konuma sahip. Rusya ise nükleer dosyanın ele alınmasında rol oynayabilecek az sayıdaki aktörden biri; özellikle İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna ve muhtemel bir düzenlemenin sıralamasına ilişkin sorular bakımından. Bu hareketlilik, diplomasinin her biri daha geniş çaplı karşı karşıya gelişin belirli bir boyutuna bağlı olan birden fazla hatta ilerlediğini gösteriyor.

Aynı zamanda, bu diplomatik çabalar hâlâ baskının şekillendirdiği koşullar altında yürütülüyor. ABD deniz ablukası devam ediyor, İranlı yetkililer bu koşullar altında doğrudan müzakerelerin yapılmayacağını savunuyor ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askerî mesajlar yoğunlaşmış durumda. Büyük ölçekli çatışmaları durduran ateşkes, istikrarlı bir siyasi çerçeve üretmedi. Bunun yerine, görüşmelerin ekonomik zorlama, deniz gerilimleri ve yeniden tırmanma ihtimalinin sürekliliğiyle birlikte devam ettiği daha belirsiz bir aşamaya yol açtı.

İran içindeki tartışmalarda bu gelişen durum giderek daha fazla askıya alınmış bir çatışma biçimi olarak anlaşılıyor. Kaygı yalnızca müzakerelerin başarısız olabileceği değil; aynı zamanda alttaki karşı karşıya gelişi çözmeden sürüp gidebileceği, İran’ı sürekli baskıya açık bırakırken aynı şekilde karşılık verme kapasitesini sınırlayabileceği yönünde. Bu bağlamda mevcut diplomatik faaliyet, böyle bir senaryonun pekişmesini önleme ve gelecekteki herhangi bir çözümün şartları yeni bir stratejik dengeye dönüşmeden önce onları şekillendirme çabasını yansıtıyor.

Uzamış Ateşkeste Diplomasi

Mevcut diplomatik faaliyet turu, alttaki çatışmayı çözmeyen, bunun yerine biçimini değiştiren bir ateşkesin arka planında gerçekleşiyor. Büyük ölçekli askerî operasyonlar yatışmış olsa da, baskının daha geniş yapısı yerli yerinde duruyor. ABD deniz ablukasını sürdürdü — ve bunun uygulanmasını yoğunlaştırdı — İsrail bölgesel cephelerde faaliyet göstermeye devam ediyor ve İranlı yetkililer yeniden askerî eylem ihtimalinin gerçekliğini koruduğu mesajını verdi. Bu ortamda Tahran’da ateşkes, istikrara doğru bir geçiş noktası olarak değil, gidişatı hâlâ tartışmalı olan bir aşama olarak görülüyor.

Bu okuma, İran’ın müzakerelere yaklaşımını şekillendiriyor. Tahran diplomasiden çekilmiş değil; ancak angajman için açık koşullar tanımlamış durumda. Mevcut koşullar altında ABD ile doğrudan görüşmelere girmeyi reddetmesi, sıralamaya ilişkin daha geniş bir kaygıyı yansıtıyor. İran açısından, başlıca baskı araçları yürürlükte kalırken müzakerelere girmek, tavizlerin baskı altında talep edildiği, buna karşılık gelen güvencelerin ise sağlanmadığı bir dengesizliği kurumsallaştırma riski taşıyor. Sonuç olarak diplomatik süreç dolaylı kaldı; bölgesel aktörler üzerinden arabuluculukla yürüdü ve İran’ın görüşmelerin yürütüldüğü şartları resmen kabul etmeden sürece katılmasına imkân verecek şekilde yapılandırıldı.

Ateşkesin tanımlanmış bir bitiş noktası olmadan uzatılması bu kaygıları daha da güçlendirdi. İran içindeki tartışmalarda böyle bir düzenleme çoğu zaman, çatışmanın maliyetlerinin birikmeye devam ettiği, buna karşılık tırmanmanın sağlayabileceği muhtemel faydaların ertelendiği bir askıda kalma hâli yaratıyor olarak görülüyor. Ekonomik baskı, abluka ve bunun ticaret ile enerji akışları üzerindeki etkileri yoluyla sürüyor; aktif çatışmaların yokluğu ise İran’ın karşılıklı maliyet dayatma kapasitesini sınırlıyor. Aynı zamanda ABD, tutumunda esnekliğini koruyor; koşullar lehine değişirse baskıyı yoğunlaştırma ya da askerî eyleme geri dönme seçeneğini saklı tutuyor.

Bu birleşim, mevcut aşamanın İran’ın konumunda kademeli bir aşınmayı kolaylaştırabileceği yönündeki algıyı........

© Perspektif