menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaklaşan Küresel Gıda Krizi

29 0
01.05.2026

Yaklaşan Küresel Gıda Krizi

Yaklaşan Küresel Gıda Krizi

Savaş enerji ve gıda fiyatlarını artırırken, enflasyonist baskılar faiz oranlarını yükseltmekte, yatırımcılar ise ABD doları ve diğer güvenli varlıklara yönelmektedir. Sonuç olarak, kredi verenler bu ülkelerin borçlanma araçlarını elde tutmak için daha yüksek bir prim talep ettikçe, yoksul ülkeler için finansman hem daha kıt hem de daha pahalı hale gelmektedir.

20. yüzyılda dünyayı yeniden şekillendiren “Yeşil Devrim” kadar etkili bir dönüşüm azdır. 1950’lerden itibaren, yeni yüksek verimli ürün çeşitleri, sentetik gübreler, kimyasal böcek ilaçları ve büyük ölçekli sulama, buğday ve pirinç gibi temel mahsullerin üretiminde keskin bir artışa yol açtı. Daha olumlu anlatımlarda, bu dönüşüm kıtlığı geriletti ve Asya ile Latin Amerika’nın büyük bir kısmında hızlı nüfus artışını destekledi. Yeşil Devrim’in kilit merkezlerinden biri olan Hindistan, 1960’ların ortaları ile 1970’lerin başları arasında buğday üretimini iki katından fazla artırdı.

Çok sayıda eleştirmenin de belirttiği gibi, Yeşil Devrim aynı zamanda muazzam ekolojik ve sosyal maliyetler de beraberinde getirdi. Ancak, daha az tartışılan sonuçlarından biri, tarımın her aşamasında gıda üretimi ile fosil yakıt endüstrisi arasında kurduğu bağlantıydı. Daha yüksek verim, mekanizasyonun, pompalı sulamanın ve her şeyden önce sentetik gübre kullanımının büyük ölçüde yaygınlaşmasına bağlıydı. 

20. yüzyılın ortalarından önce, küresel güneydeki çiftçiler toprağın besin değerini korumak için gübre ve kompost gibi organik girdilere dayanıyorlardı. Buna karşılık, Yeşil Devrim’in yeni yüksek verimli çeşitleri, vaat edilen verimi ancak endüstriyel gübrelerin, özellikle de üre ve amonyum nitrat gibi azot bazlı ürünlerin büyük miktarlarda ve tekrar tekrar uygulanmasıyla sağlayabilirdi. Bu gübrelerin çoğu doğal gazdan elde edildiğinden, Yeşil Devrim, dünya gıda üretiminin sürekli artan hidrokarbon girdileriyle giderek daha yakından bağlantılı hale gelmesi anlamına geliyordu. 

Bu fosil yakıt temelli gıda sisteminin sürdürülebilirliği konusunda uzun süredir şüpheler dile getiriliyordu. Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı sırasında petrol ve gaz fiyatlarının keskin bir şekilde yükselmesi ve küresel gübre ticaretinin önemli bir kısmının durma noktasına gelmesiyle, sistemin potansiyel kırılganlıkları netleşti. Sadece yedi hafta sonra, Afrika ve Asya’daki kırılgan ülkelerdeki milyonlarca insan için gıda yetersizliği ve hatta açlık felaketi ihtimali artık daha olası görünüyor.

Dünya Bankası’nın son verileri, enerji ve gıda arasındaki bu bağlantıları net bir şekilde ortaya koyuyor. Mart ayında, kuruluşun enerji fiyat endeksi, Avrupa doğal gazındaki yüzde 59,4’lük artış ve Brent ham petrolündeki yüzde 45,8’lik artışın etkisiyle yüzde 41,6 yükseldi. Aynı ayda gıda fiyatları yüzde 2,7, gübre fiyatları ise yüzde 26,2 arttı. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), krizin devam etmesi halinde 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek olabileceği uyarısında bulundu.

Sık sık 2007-08 ve 2022 yıllarındaki gıda fiyat şoklarıyla karşılaştırmalar yapılıyor; o dönemlerde artan enerji maliyetleri gübre ve nakliye fiyatlarını yukarı çekmiş, ticaretteki daha geniş çaplı aksaklıkları artırmış ve temel gıda maddelerinin maliyetini yükseltmişti. Ancak şu anki durum, bu önceki krizlerden önemli bir açıdan farklı. Son yirmi yıl içinde Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez monarşileri, genellikle kabul edildiğinden çok daha merkezi bir konuma gelmiştir. 

Körfez ülkeleri artık gıda üretimini ve dolaşımını doğrudan şekillendiriyor, önemli kimyasal girdileri sağlıyor, büyük miktarlarda nihai gübre ihraç ediyor ve gıda ile tarım ürünlerinin Orta Doğu, Orta ve Doğu Asya ile Afrika’nın büyük bir kısmında dolaşımını sağlayan lojistik koridorlarını kontrol ediyor. 

Küresel gıda sistemiyle bu daha derin entegrasyon, devam eden çatışmayı önceki fiyat şoklarından farklı kılan ve potansiyel olarak çok daha ciddi hale getiren unsurdur. Körfez’deki bir şok, artık gıdayı çiftlikten rafa taşıyan tedarik zincirleri boyunca hızla yayılabilir. Bu nedenle, bölgedeki herhangi bir uzun süreli aksaklık, ister önemli deniz koridorlarının kapanması, ister artan navlun ve sigorta maliyetleri, ister limanlarda ve yeniden ihracat merkezlerinde yaşanan kesintiler, ister enerji ve endüstriyel altyapıya verilen zararlar nedeniyle olsun, çok daha geniş bir alana yayılabilir.  

Petrol ve gazın ötesinde

Körfez’in dünya gıda ekonomisindeki değişen rolünün en açık işaretlerinden biri, kimyasal ve gübre üretimindeki artan ağırlığıdır. Körfez monarşilerinin sadece petrol ve gaz ihracatçısı olduğu şeklindeki eski imaj artık geçerli değildir. Bugün bölge, sadece kendi başına önemli bir gübre üreticisi olarak değil, aynı zamanda komşu ülkelerdeki gübre endüstrilerini şekillendiren bir güç olarak da modern tarımın merkezinde yer almaktadır. 

Bu değişim, Körfez’in petrol ve gaz endüstrisindeki daha geniş çaplı bir dönüşümü yansıtmaktadır. Son yıllarda, bölgenin büyük devlet enerji şirketleri, ucuz gaz, büyük ölçekli endüstriyel altyapı ve devlet destekli yatırımları kullanarak hidrokarbon değer zincirinde aşağıya doğru ilerlemiş ve modern tarımın dayandığı kimyasal hammaddelerin önemli üreticileri haline gelmiştir. Bu dikey entegrasyon, kısmen Çin ve daha geniş Doğu Asya’ya hidrokarbon ihracatının genişlemesi yoluyla Körfez’de yaratılan muazzam mali fazlalıklar sayesinde mümkün olmuştur. Saudi Aramco ve Abu Dhabi National Oil Company (Adnoc) gibi şirketler, bu beklenmedik gelirleri kimyasal üretime yönelik endüstriyel çeşitlendirmeyi finanse etmek için kullanmıştır. 

Burada önemli bir örnek, Uluslararası Enerji Ajansı’nın “küresel tarım sistemlerine vazgeçilmez bir katkı” olarak tanımladığı ve tüm mineral azotlu gübrelerin başlangıç noktası olan amonyaktır. Dünyadaki amonyağın yaklaşık yüzde 70’i gübre üretiminde kullanılmaktadır ve küresel amonyak ihracatının yüzde 30’dan biraz azı Orta Doğu’dan gelmektedir. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük ikinci amonyak ihracatçısıyken, Umman 2024 yılında altıncı sırada yer almıştır. 

Körfez’in amonyak ihracatı, özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışındaki pazarlar için önemlidir. Örneğin 2024 yılında Suudi Arabistan, Umman ve Katar, Hindistan’ın amonyak ithalatının dörtte üçünden fazlasını ve Fas’ın........

© Perspektif