menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ŞEYH SAİD HAREKETİ VE BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ

6 0
08.08.2026

ŞEYH SAİD HAREKETİ VE BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ

Şeyh Said Hareketi, Cumhuriyet tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak kabul edilmiş ve günümüze kadar aydınlatılmamıştır. Aradan geçen yaklaşık bir asır boyunca olay, farklı siyasi ve ideolojik bakış açılarıyla yorumlanmış, kimi zaman yalnızca bir “irtica hareketi”, kimi zaman yalnızca bir “Kürt milliyetçi ayaklanması”, kimi zaman da dış politika ve Musul meselesi ekseninde değerlendirilmiştir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Şeyh Said Hareketi’ni anlamanın yolu onu sloganlarla değil, tarihî belgeler, arşivler ve farklı akademik çalışmalar ışığında değerlendirmekten geçmektedir. Fakat devlet aklı, buna pek izin vermemektedir. Tarihî olayları tek bir ideolojik pencereden okumak yerine, farklı kaynakları karşılaştırarak ele almak hem geçmişi daha doğru anlamaya hem de günümüz tartışmalarını daha sağlıklı yürütmeye katkı sağlar.

Şeyh Said Hareketi, yalnızca bir isyanın hikâyesi değildir. Aynı zamanda genç Cumhuriyet’in devlet inşası sürecini, toplumdaki değişim sancılarını ve Türkiye’nin yakın tarihindeki önemli kırılmaları anlamak açısından üzerinde düşünülmesi gereken çok boyutlu tarihî bir vakadır. Geçmişi anlamaya çalışırken önyargılardan uzak, belgeye dayalı ve çoğulcu bir yaklaşım benimsemek, tarih yönteminin en önemli gereğidir.

Şeyh Said, İslami hassasiyetin verdiği bir duyarlılıkla laik sistem uygulamaları ve Batı tarzı bir yaşamı esas alan değişimlere karşı tepkili olduğu için mücadele etme ihtiyacını duymuş ve bu mücadelenin gerekli olduğuna inanmıştır. Dahası, bu mücadelenin dini bir sorumluluk ve bir vebal olduğunu düşünülmüştür.

Şeyh Said Hareketi, Piran (Dicle)’de spontane başlayan ve bölgeye hızla yayılarak 14 Şubat günü halkın katılımıyla binlerce kişiyi bulan silahlı güçle Darahini’ye, şimdiki adıyla Genç’e girer. Şeyh Said ve arkadaşlarının yönetimindeki silahlı halk güçleri, sırasıyla Çapakçur yani Bingöl, El-Aziz (Elazığ), Ergani, Piran (Dicle) ve Siverek’i ele geçirmeye çalışırlar.

Olay, o kadar plansız, programsız ve hazırlıksız bir halde başlamış ve gelişmişti ki, Lice’ye gelinceye kadar Şeyh Said, hareketini sembolize edecek bir flama, bayrak veya sancakları bile yoktur.

Diyarbakır üzerine yürümeye başladıklarında, kendilerini karşılamaya gelen Lice’nin Hamid köyünden Hasan Alioğlu Mehmet, Şeyh Said’e üzerinde “Lâ İlahe İllallah Muhammedün Resulüllah” cümlesinin, zeytin renginde yeşil zemine işlediği bir sancak verecektir. Bu sancak, daha sonra Şeyh Said güçlerinin sembolü olarak kullanılacaktır. Bu sembol bile, Şeyh Said ismiyle anılan hareketin önceden planlanmadığını, bir yerde aniden, gelişi güzel ve arzu dışı geliştiğinin açık bir göstergesidir.

Şeyh Said ve askerlerinin Diyarbakır’ı ele geçirme girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması,  bir çeşit sonun başlangıcı olur. Diyarbakır’ı ele geçirmek üzere girişilen hareketin başarısızlıkla sonuçlanması, destek veren aşiretlerden bazılarının hareketten koparak Şeyh Said güçlerini daha da etkisizleştirir ve içeriden çökmesine neden olur.

Hareketin bastırılmasında çember darala darala 15 Nisan 1925 tarihinde Şeyh Said ve adamları, doğuya doğru çekilirken Muş/Murat üzerindeki köprüde yakalanmalarıyla hareket son bulur.

Kısa sürede çok geniş bir alana yayılan Şeyh Said liderliğindeki hareketin başarısızla sonuçlanmasının birçok nedeni bulunmaktadır kuşkusuz. Kısaca ve özet olarak şöyle sıralamak mümkündür:

a) Silahsız halk, hazırlıksız ve herhangi bir organize olmaksızın küreğini, nacağını, baltasını, kısacası neyi bulduysa yanına alarak kalabalıklara........

© Mir'at Haber