Hz. Ömer’in İkazı Işığında Şovmen İlahiyatçılar ve Ümmetin İmtihanı
Hz. Ömer’in İkazı Işığında Şovmen İlahiyatçılar ve Ümmetin İmtihanı
Bir binayı dışarıdan gelen darbeler yıkabilir. Fakat onu asıl çökerten şey, çoğu zaman temeline düşen çatlaklardır. Bu çatlaklar sessizce büyür, ilk bakışta fark edilmez; ancak zamanla bütün yapıyı içten içe kemirerek çöküşe sürükler.
İslam tarihi boyunca ümmet; istilalarla, baskılarla, savaşlarla ve türlü fitnelerle imtihan edilmiştir. Ne var ki tarih dikkatle incelendiğinde görülür ki ümmete en ağır yaraları açanların önemli bir kısmı dışarıdan değil, içeriden çıkmıştır. Zira içeride doğan bir sapma, dışarıdan gelen nice hücumun açamadığı gedikleri açabilmiştir.[1]
Bu sebeple sahabe büyükleri yalnızca kılıç taşıyan düşmanlara karşı değil, fikir ve söylem yoluyla yayılan fitnelere karşı da ümmeti daima uyarmışlardır. Bu ikazların en çarpıcılarından biri Hz. Ömer’in (r.a.) şu sözüdür:
“İslam’ı yıkacak olan şeyleri size haber vereyim mi? Âlimin zellesi, münafığın Kur’an üzerindeki cedeli ve saptırıcı önderlerin hükümleri.”[1]
Bu söz, belirli bir döneme mahsus bir değerlendirme değil; her devirde yeniden düşünülmesi gereken bir ikazdır. Çünkü İslam’a zarar verenler her zaman düşman kıyafetiyle ortaya çıkmazlar. Bazen ilim kisvesiyle, bazen din diliyle, bazen hakikat arayışı görüntüsüyle, bazen de çağımızın en güçlü vasıtalarından biri olan şöhret yoluyla tesir ederler.
Bugün bazı kimseler ilimleriyle değil görünürlükleriyle, dirayetleriyle değil takipçi sayılarıyla, eserleriyle değil ekranlardaki maharetleriyle tanınmaktadır. Böyle bir zeminde ümmetin, Hz. Ömer’in işaret ettiği tehlikeler üzerinde yeniden düşünmesi bir tercih değil, ihtiyaç hâline gelmiştir.
Birinci Çatlak: Âlimin Zellesi
İslam geleneğinde “zelle”, büyük bir ilim sahibinin sürçmesi veya hata etmesi anlamına gelir. Hiçbir âlim masum değildir. İmam Malik’in (r.h.) meşhur ifadesiyle:
“Bu kabrin sahibi (Hz. Muhammed s.a.v.) hariç herkesin sözünde, hem alınacak hem de terk edilebilecek kısımlar olabilir.”[2]
Ancak âlimin hatasını tehlikeli kılan husus, onun yalnız kendisini değil, çok sayıda insanı etkileyebilmesidir. Sıradan bir kişinin yanlışı çoğu zaman kendisiyle sınırlı kalırken, tanınmış bir âlimin hatası geniş kitlelere yayılabilir ve uzun yıllar tesirini sürdürebilir.[3]
Bu sebeple büyük imamlar şu ölçüyü titizlikle muhafaza etmişlerdir:
İnsanlar hakikate göre değerlendirilir; hakikat insanlara göre değerlendirilmez.
Ne var ki günümüzde bunun aksi sıkça görülmektedir. Bir kısım insanlar delile değil isme, hakikate değil şahıslara bağlanmakta; söylenen sözün doğruluğunu onu söyleyen kişinin şöhretiyle ölçmektedir. Böyle bir zeminde zelle, yalnızca bir hata olmaktan........
