menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

LİDERDEN/ŞEYHTEN/HOCADAN ÖLÇÜYE: İNSANLARI SEMBOLLEŞTİRME KÜLTÜRÜ

20 0
29.09.2026

LİDERDEN/ŞEYHTEN/HOCADAN ÖLÇÜYE: İNSANLARI SEMBOLLEŞTİRME KÜLTÜRÜ

Türkiye’de insanlara değer vermek, bir hocaya güvenmek, bir şeyhten istifade etmek, bir liderin tecrübesinden yararlanmak veya bir kanaat önderini takip etmek hayatımızın yabancı olduğu şeyler değildir.

Hatta bunun anlaşılabilir sebepleri vardır. İnsan, her şeyi kendisi bilemez. Her meselede sıfırdan düşünemez. Tecrübesine, bilgisine ve ahlâkına güvendiği insanlardan öğrenir. Bir âlimden ilim, bir mürşitten irşad, bir tecrübeli insandan hayat bilgisi, bir liderden yön ve cesaret alabilir.

Buraya kadar problem yoktur. Asıl mesele, bir insandan istifade etmekle bir insanı ölçü hâline getirmek arasındaki sınırın kaybolmasıdır.

Çünkü bazen farkına varmadan şöyle bir dönüşüm yaşanır: Önce kişi, sahip olduğu ilim, ahlâk, hizmet veya tecrübe sebebiyle değer kazanır. Sonra onun söyledikleri, bu özellikleri sebebiyle dikkate alınır. Bir süre sonra ise süreç tersine döner: Söylenen şey, doğru olduğu için değil, o kişi söylediği için doğru kabul edilmeye başlanır. İşte insanın sembolleşmesi burada başlar. Hoca söylediği için mi doğru, doğru olduğu için mi hoca söylüyor? Bu soru Türkiye’deki dinî ve fikrî hayatımız açısından oldukça önemlidir.

Bir hocayı dinleriz. Onun ilmine güveniriz. Yıllarca kendisinden istifade ederiz. Sonra onun bir görüşünü benimseriz. Buraya kadar tabiidir. Fakat bir noktadan sonra zihnimizde şu mekanizma oluşabilir: “Hocam böyle söylüyorsa mutlaka bir bildiği vardır.” Ardından: “Hocam böyle söylüyorsa bunun aksini düşünmek doğru değildir.” Daha sonra ise: “Hocama itiraz eden kişi zaten yanlış düşünüyor olmalıdır.”

Böylece ilmî otorite, sorgulanamaz otoriteye dönüşür. Oysa bir insanın âlim olması, söylediği her sözün doğru olduğu anlamına gelmez.

Bir şeyhin salih olması, her yorumunun isabetli olduğu anlamına gelmez. Bir liderin geçmişte önemli hizmetler yapmış olması, bundan sonra vereceği her kararın doğru olduğu anlamına gelmez. Bir insanın büyük bir hizmet ortaya koyması ile onun bütün düşüncelerinin doğru kabul edilmesi arasında zorunlu bir ilişki yoktur.

Şeyh Şahsın Önüne Geçtiğinde

Türkiye’deki tasavvuf ve cemaat kültüründe bu mesele daha da hassas bir hâl alabilir. Bir insan başlangıçta bir şeyhten terbiye, irşad ve manevî rehberlik için istifade eder. Zamanla şeyhin şahsı, temsil ettiği değerlerin önüne geçebilir. Artık mesele “Hak nedir?” olmaktan çıkar ve “Şeyhimiz ne diyor?” hâline gelir. Daha tehlikelisi ise şudur: Şeyhin sözü ile dinin sözü birbirine yaklaşır. Şeyhin yorumu ile nassın hükmü birbirine karışır. Şeyhe sadakat ile hakikate sadakat aynı şeymiş gibi algılanmaya başlanır. Böylece kişi farkına varmadan bir insanı takip etmekten, bir insanın ölçüsüne tâbi olmaya geçer. Oysa şeyh, hoca veya mürşid ne kadar değerli olursa olsun, onun görevi insanın aklını ve vicdanını kendisine bağlamak değil; hakikate yöneltmektir.

Rehber, yolu gösterir; yolun kendisi olmaz. Lider kültürü de aynı mekanizmayla oluşur. Bu durum yalnızca dinî çevrelere özgü değildir. Siyasette, sosyal hareketlerde, cemaatlerde, derneklerde, vakıflarda ve fikir çevrelerinde de benzer bir yapı ortaya çıkabilir. Bir lider zor bir dönemde önemli bir sorumluluk üstlenir. İnsanları bir araya getirir. Fedakârlık yapar. Bir mücadele verir. Başarılar elde eder. Bütün bunlar ona haklı bir saygınlık kazandırabilir. Fakat zamanla başka bir şey olabilir: Liderin yaptığı işler, liderin söylediklerinin doğruluğunun delili olarak kullanılmaya başlanır. “Bunca şeyi yaptı, yanılıyor olamaz.” “Bu kadar tecrübesi var, bizden daha iyi bilir.” “Yıllardır bu hareketin başında;........

© Mir'at Haber