menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO BİZİ KORUR MU?

25 0
06.07.2026

Hatırlanacağı üzere 2015’te hem Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem Başbakan Davudoğlu’nun, “Türkiye’nin sınırları aynı zamanda NATO sınırlarıdır” demeleri üzerine NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’den “NATO Türkiye’ye asker göndermeye hazır” açıklaması gelmiş, inanılmaz bir pervasızlıkla Rusya’nın hava sahamızı ihlal etmesi dolayısıyla “çevik güç” oluşturulacağını hatırlatan Stoltenberg, bu askerlerin gerekli olduğu takdirde hem doğuya hem de güneye kaydırılabileceğini belirtmişti.

Dün olduğu gibi bugünde NATO’nun bir bahaneyle bölgeye müdahale etmesi Türkiye ve bölge için büyük tehlikedir. 2006-Temmuz’da Başbakan Erdoğan’ın, NATO’nun Irak’a müdahale etmesi bağlamında söyledikleri medyada şöyle yer alıyordu: “Erdoğan yakın geçmişte Afganistan’da teröre karşı ortak mücadele için devreye giren NATO’nun Irak’ta da aynı görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Irak hükümetinden terör gruplarını söküp atmasını isteyen Erdoğan, “Yapılmadığı takdirde başımızın çaresine bakarız. Çünkü bizler kalkıp da 3 günde 15 yavrumuzun şehit edildiği böyle bir gelişmeye seyirci kalamayız” dedi. (Radikal, 26 Temmuz 2006.) 

Bu açıklamada Erdoğan’ın “NATO’nun Afganistan’da teröre karşı ortak mücadele için devreye” girdiğini belirtip, benzer bir misyonla “Irak’a da girmesi”ni talep etmesi anlamlıydı. Erdoğan benzer argümanlarla NATO’nun Kuzey Irak’ta aktif rol alması çağrısını 2010’da da tekrar etmişti: G20 zirvesi için gittiği Toronto’da, bir basın toplantısında “PKK’yla mücadelede NATO’nun da rol alması gerektiği”ne dikkat çeken Erdoğan, Afganistan’da Taliban’a karşı yürütülen mücadelenin, PKK’ya karşı da verilmesini istiyordu: “Biliyorsunuz Kuzey Irak’ın coğrafi yapısı itibarıyla şu anda orada yerel yönetim tarafından tamamıyla egemen bir yapı yok. Merkezi yönetimin zaten Kuzey Irak’ta hiçbir egemenliği yok. Yani bütün bunlar nasıl bir egemenlik noktasında yönetime alınacak, bu konuları üçlü mekanizma kendi arasında konuşuyor.”  

İlginçtir, Erdoğan’ın açıklamasından bir hafta önce, dönemin Genelkurmay Başbakanı Orgeneral İlker Başbuğ da, Çanakkale’de İpekyolu-2010 General/Amiral Semineri’nin açılışında yaptığı konuşmada benzer ifadeler kullanmış ve “NATO daha aktif olmalı” demişti: “NATO’nun sadece coğrafi alanın sınırları içerisinde hareket etmekle yetinmeyip, üye ülkelerin kolektif güvenlik çıkarlarının tehdit altında olduğu bölgelerde de aktif olması gerekmektedir. Bir ittifak olarak hem ittifak bölgemizde doğrudan bizi hedef alan tehditleri hem de stratejik uzaklıkta ortaya çıkan güvenlik tehditlerini karşılama kabiliyetimizi artırmalıyız” demişti. (Wow Turkey, 29 Haziran 2010.)

Tabiatıyla gerek Erdoğan, gerekse Başbuğ’un “devlet adamlığı” refleksiyle hangi reel politik mimari içinden NATO’ya baktıklarını anlayabiliriz. Ancak bizler devlet adamı değiliz, her zaman şahısların analiz ve değerlendirmesinin ürünü olan “devlet aklı veya devlet refleksiyle” olaylara bakmak zorunda değiliz. “İstişare eden pişman olmaz” (Heysemi, II, 280) fehvasınca, şura veya istişare ehil sahiplerinin karar mekanizmaları ve karar süreçleri üzerinde fikir ve önerileriyle etkili olmasını gerektirir. Tarihte sayısız devlet ve imparatorluk yıkılmışsa aklı ve tedbiri tekeline alan küçük bir kadronun çizdikleri hatt-ı hareketin mukadder sonucu olmuştur.

Bu çerçevede BOP’a göre Türkiye’nin de içinde yer aldığı 22 ülkenin haritaları........

© Mir'at Haber