Küresel enerjinin kilit noktası: Hürmüz boğazı
Yazılarımızı takip eden değerli okuyucularımızı da takdir edecektir ki her yazıyı aynı tonda yazmıyoruz. Elbette aynı tempoyu yakalamak veya aynı dili oturtmak kolay değil, ancak bazen daha mesaj ağırlıklı yazı yazarken bazen de daha bilgi verici çalışmalar ortaya çıkartıyoruz. Bugün de esasında herkesin çok konuştuğu ama tam olarak neden bu kadar önemli olduğu sorusunun cevabının net netleştiremediği bir konuya değineceğiz.
Son iki haftadır gündemimizin merkezine oturmuş olan ve Siyonizm-İran savaşının en sıcak ve kritik gündem maddelerinden biri olan Hürmüz Boğazını ele alacağız. Hürmüz Boğazı, Harita açıldığında esasında çok da kritik bir yeri olmadığı izlenimi veren ancak görüntüsünün çok ötesinde bir öneme sahiptir. Bu boğaz, Umman Körfezi ile Basra Körfezi'ni birbirine bağlayan dar bir su geçididir. Öyle ki Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar için ölümcül derecede vazgeçilmezdir. Bunu yanında Suudi Arabistan, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri için de alternatifsizdir. Kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları bulunur. Tabi bu noktada körfezin uç noktası Umman olsa da diğer uzanan kısımları Birleşik Arap Emirlikleri’nindir. Bu da haritaların geçişliliği açısından farklı bir görüntü oluşturmaktadır.
Hürmüz Boğazı, Sıradan bir coğrafi detay gibi duran bu çizgi değildir. Aslında küresel ekonominin en hassas "şah damarı olarak ifade edilecek kadar önemli bir yere sahiptir. Basra Körfezi’ni Umman Körfezi üzerinden açık denizlere bağlayan bu dar geçit; enerji güvenliğinin, ekonomik istikrarın ve uluslararası güç dengelerinin kesiştiği, dünyanın en stratejik kavşak noktalarından biridir.
Coğrafyanın Yansıması
Hürmüz Boğazının stratejik değerini anlamak ve anlamlandırmak için ilk önce fiziksel yapısına bakmak gerekir. Kuzey kıyısında İran, güney kıyısında Umman topraklarının uzandığı boğaz, yaklaşık 193 kilometrelik bir uzunluğa sahiptir. En geniş noktası 97 kilometreyi bulsa da, bu genişlik üzerinden bir bakış geliştirmek yanlıştır. Zira devasa petrol tankerlerinin güvenle bir şekilde yol alabildiği derin su kanalları, her iki yönde yalnızca 3 kilometrelik dar bir koridordan ibarettir. Bunun yanında iki dar koridorda ortalama derinlik 200 metre civarıdır. Diğer kısımlarda gemilerin ideal şekilde geçmesini sağlayacak bir hat yoktur veya kullanması zordur. Adeta bir iğne deliğidir burası; küresel enerji akışının tamamı bu iğne deliğinden geçmek zorundadır. Yani en dar yeri dahi 33 km olsa da gemiler denizin içindeki iki dar kanaldan yol almak durumundadırlar. Bu bağlamda mayın meselesi çok kritiktir. İran’ın bahsettiği gibi mayın döşemesi demek onun temizlenmesi sürecinin ekonomik olarak dünyayı ciddi bir krize sürükleyecek olaylar silsilesinin habercisi olacaktır. Hatırlayın Ukrayna’ya atılan mayınlar sürüklenerek bizim Karadeniz kıyılarımıza kadar gelmişti. Dolayısıyla tam bir mayın döşenmesi sonrası temizlik süreci haftalar, aylar ve hatta daha uzun bile sürebilir. Tabi bu durum ancak savaşsızlık ortamında olabilir. Ayrıca boğazın kendisi olduğu kadar çevresindeki adalar da en az kendisi kadar kıymetlidir. Bu çerçevede İran’a ait Keşm Adası, zengin enerji kaynaklarıyla bölgenin en büyüğü olarak öne çıkmaktadır. Hürmüz, Larak, Hengam ve Tunb adaları, hem tarihi ticaret yolları üzerindeki konumları hem de askeri avantajlarıyla boğazın kontrolünde kilit taşlarıdır.
Dünya Ekonomisinin Nabzı Burada Atar
Hürmüz Boğazı’nın ekonomik önemini rakamlarla ifade etmek gerekirse, şu çarpıcı tablo ortaya çıkmaktadır: Dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık yüzde 20’si, yani günde ortalama 20 milyon varil ham petrol, bu dar geçitten akar. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE ve İran gibi dev enerji üreticilerinin dünya pazarlarına açılan tek kapısı da burasıdır. Bu ülkelerden çıkarılan her üç varil petrolden biri Hürmüz sularında yolculuğa çıkar ve dünyanın her yerine buradan ulaşır. Elbette sadece petrol de değildir konu... Küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si de yine aynı rotayı izler. Dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri olan Katar’ın sevkiyatının neredeyse tamamı, bu hat üzerinden gerçekleşir. Normal bir günde ortalama 100 ila 120 büyük tanker, dünya ekonomisinin çarklarını döndürmek için Hürmüz’ün dar sularında manevra yapar. Bu akışın durması, sadece petrol fiyatlarının fırlaması anlamına gelmez; küresel tedarik zincirlerinin kopması, enflasyonist dalgaların tüm ülkeleri sarması ve ekonomik durgunluğun kaçınılmaz hale gelmesi demektir. Boğazın alternatifsizliği, onu aynı zamanda küresel sistemin en büyük kırılganlıklarından biri yapar. Alternatifsizlik derken şunu da ifade etmek gerekiyor, Venezüella meselesinin kökeninde olası bir İran saldırısı olduğunu defaatle ifade etmiştik. Zira ABD her ne kadar dünyanın en çok petrol rezervi olan ülkesi durumunda olmasa da en çok üreten ülke konumunu 2018’den beri korumaktadır. Bu bağlamda kendisi petrol noktasında kendi kendine yetecek bir durumda dahi olsa enerji güvenliği için Venezüella’ya tabiri caizse çökmesi gerekmekteydi.
Jeopolitiğin Satranç Tahtası
Hürmüz, bir enerji koridoru olmasının ötesinde, jeopolitik rekabetin en sert yaşandığı alanlardan biridir. İran kendisine yönelik saldırılara yönelik Hürmüz kartını sürekli elinde tutuyordu. Ancak bu kartı bakınız diğer saldırılarda kullanmamıştı. Nitekim Kasım Süleymani Suikastı, Haniye Suikastı, Nasrallah Suikastı, 12 gün savaşı ve benzeri birçok olayda Hürmüz meselesini açmamıştı. Ancak bu sefer varoluşsal bir tehdit ve doğrudan ABD ile karşı karşıya olma durumu ile yüzleşmiş ve bu kartı oynamak zorunda kalmıştır. Hatta gemilerin geçişleri ile ilgili açıklamalarının sürekli gelmesi olayın İran tarafından da nasıl ele alındığını göstermesi açısından önemlidir. Son açıklamada ABD ve İsrail bağlantılı gemiler dışındaki gemilere müsaade edileceğini duyurmuşlardır. Peki bunu yapmaya güçleri yeter mi? Elbette yeter... Basra ve Umman Körfezinin tüm kuzey kıyılarına hâkim olan İran, bu stratejik konumunu bir koz olarak elinde tutmaktadır. Hatta bunu "Hürmüz’ü kapatmak bir bardak su içmek kadar kolay" sözleriyle ifade etmektedirler. Buna karşılık, savaşsız bir denklemde dahi enerji akışının güvenliğini kendi adına garanti altına almak isteyen ABD ve müttefikleri, bölgede yoğun bir askeri varlık bulundurur. Beşinci Filo’nun Bahreyn’de konuşlu olduğunu unutmamak gerekiyor. Bizim nasıl bir Altınca Filo sorunumuz var ise oranında Beşinci Filo sorunu vardır.
Hukuki açıdan da boğazın statüsü ayrı bir tartışma konusudur. İran ve Umman’ın karasularını 12 deniz miline çıkarmasıyla birlikte, boğazın orta kısmındaki uluslararası su boşluğu ortadan kalkmıştır. Artık tüm geçişler, bu iki ülkenin egemenlik alanında ve "transit geçiş" rejimi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu bağlamda geçişlerin durdurulması daha kolay bir hal alır. Unutmayalım ki denizlerdeki asıl korsanlar olan İsrail kendi karasularında olmayan gemilere dahi saldırmaktan geri durmayan bir soykırımcı rejimdir.
Doğanın Dayattığı Zorluklar
Tüm bu jeopolitik gerilimlerin yanında, doğa da Hürmüz’den geçişi kolaylaştırmaz. Bölgede yıl boyunca süren sıcak ve kurak iklim, özellikle yaz aylarında dayanılmaz boyutlara ulaşır. İran kıyılarında sıkça görülen kum fırtınaları, sabah sisi ve pus, görüş mesafesini ciddi ölçüde düşürerek dünyanın en yoğun gemi trafiğine sahip bu sularında seyir güvenliğini tehdit eder. Her an bir kazanın yaşanabileceği bu dar koridor, adeta bir ipte yürüme sanatı gerektirir.
Sadece Çizgiden İbaret Bir Ticaret Yolu Değil
Hürmüz Boğazı’na bakıldığında, aslında küresel sistemin doğasını gösteren bir ayna karşımıza çıkar. Kendisine benzeyen doğal Malakka boğazı, insan yapımı Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı kadar ismi daha önce duyulmamış dahi olsa, coğrafya, ekonomi ve siyasetin iç içe geçmişliğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. 3 kilometreyi bile bulmayan iki dar su kanalı, dünyanın en büyük ekonomilerinin kaderine etki edecek ve hatta belirleyebilecek güce sahiptir desek yanlış olmayacaktır.Bugün net bir şekilde görülmektedir ki Hürmüz’ün alternatifi yoktur. Suudi Arabistan ve BAE’nin inşa etmek için çabaladıkları birçok proje ve boru hatları, boğazın kapasitesinin ancak küçük bir kısmını karşılayabilmektedir. Bu alternatifsizlik, boğazı aynı zamanda küresel sistemin en büyük risk noktalarından biri yapar. Bu nedenle İran Siyonizm’le olan savaşında sadece kendi silah teknolojilerine değil stratejik konumunun avantajlarına da güvenmektedir. Bu panik havası Trump ve avenelerini esir almıştır. (Bu noktada İsrail’in umurunda değil gibi görünüyor. Zira bunu istemektedirler. Maksimum seviyede kargaşa ve kaos…) Trump Avrupa’dan, NATO’dan ve hatta komiktir, Çin’den bile Hürmüz ile ilgili yardım talep etmiştir. Aslında ne halde olduklarını görmek açısından söz konusu durum bile yeterlidir.
Prof. Dr. Abdullah Aydın
