"No Kings": Amerikan kâbusunun kökenleri
Amerika’da 2026’nın Kasım’ında ara seçimler var. Elbette bu ara seçim kavramı Türkiye’deki gibi anlaşılmamalı; daha çok kademeleri olan seçim şeklinde gerçekleşen bir sistem var. Onlar da bunu ara dönem seçimleri şeklinde anlatmaktadır. İran-Siyonizm savaşının gölgesinde girilen süreçte ABD seçimleri birçok tartışmayı da gündeme taşımaktadır. Nitekim bugünlerde Washington sokaklarında, New York’un gökdelenleri arasında ve hatta Orta Batı’nın sessiz kasabalarında eylemler görülmektedir. Ana gündemi de Krallara Hayır, yani “No Kings”. Ancak bu slogan, sadece bir protesto cümlesi veya manşet sloganı değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 250 yıl önce İngiliz Kralı’na isyan ederek attığı temellerin, 2026 dünyasındaki yankısıdır. Başkan Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı ve giderek kontrolden çıkan savaş, Amerikan demokrasisinin monarşi karşıtı DNA’sı ile günümüzün otoriterleşme eğilimleri arasındaki o kadim gerilimi yeniden patlatmıştır.
Trump’ın İran kumarı: İçeride çatlayan "sarsılmaz" destek
2026 yılı, Trump yönetiminin en ağır iç siyasi sınavına sahne olmaya devam ediyor. Trump, MAGA’cıları yanına çekmek ve seçmenleri konsolide etmek için "sonsuz savaşları bitirme" vaadini yükseltmişti. Savaşsızlık vaadi ile geldiği koltukta, bugün İran ile ucu açık, maliyeti devasa bir çatışmanın ortasında kalmış ve çıkamamaktadır. Nisan 2026 verileri çok dikkat çekici: Halkın sadece %34’ü bu askeri hamleyi onaylıyor. Amerikalıların %71’i, Kongre’nin bu savaş için talep edilen 200 milyar doları onaylamasına karşı çıkmaktadır. Ünlü bir kamuoyu araştırmacısı, bu durumu “Artık savaşlar başkanlık bonusu getirmiyor, aksine enflasyonu tetikleyip koltuğu sallıyor” şeklinde ifade etmektedir. Daha da ilgincini ifade etmek gerekirse, Trump’ın en sadık kalesi olarak ifade edilen MAGA hareketindeki çatlaklar. Temsilci Thomas Massie’nin, "Dünyanın öbür ucunu bombalamak sorunlarımızı çözmeyecek" çıkışı, Cumhuriyetçi sağın "America First" (Önce Amerika) felsefesi ile fiili savaş politikası arasındaki derin uçurumu gösteriyor.
"No Kings" pankartı: Bir DNA hatırlatması
Trump’ın genişleyen yetki alanı ve baskın dış politikası, sokaklarda "No Kings" hareketini doğurdu. Bu hareket, sadece savaşa değil; maskeli gizli polis kullanımına, yargıya müdahale girişimlerine ve "kralvari" yönetim tarzına bir başkaldırı. Mart 2026’daki son dalgada 9 milyona yakın insanın sokağa dökülmesi, Amerikan tarihinin en büyük protesto dalgalarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu insanlar şunu söylüyor: "Biz, Bağımsızlık Savaşı’nı bir kraldan kurtulmak için verdik; yeni bir tane seçmek için değil!"
Kurucu babaların "aşısı": Kuvvetler ayrılığı
Amerika’yı bir devlet olarak inşa ettiren kendine özgü siyasal sistemi, İngiliz kraliyet sistemine bir antitez olarak tasarlanmıştır. İngiltere’de egemenlik "Tanrı’nın lütfuyla" kraldayken, Amerika’da "Biz, Halk" (We the People) ilkesiyle halka verilmiştir. Hatta ilk sistem inşa edilirken bir baş da olmasın, halk meclis eli ile sistemi yürütsün diye bile düşünülmüştür. Ancak pratik bir çözüm olmadığı için “bir başkan olsun ama etkisiz olsun” denmiştir. Öyle ki bu nedenle Amerikan başkanlarının bir ünvanı da CEO’dur. Yani bir manada şirket olan ABD devletinin yönetim kurulunun emrini yerine getiren yöneticisi… Nitekim sistemde şu unsurlar öne çıkar:
Sorumlu yönetici vs. dokunulmaz hükümdar: İngiliz hükümdarı yargılanamazken, Amerikan başkanı "azledilebilir" (impeachment) kılınmıştır.
Check and balances: Sistem, tek bir kişinin mutlak güç toplamasını engellemek için yasama, yürütme ve yargıyı birbirine "pranga" yapmıştır.
Bugün "No Kings" pankartını taşıyanlar, işte bu kurumsallaşmış monarşi karşıtı aşının hâlâ taze olduğunu kanıtlıyor.
Trump, Truth Social üzerinden rotayı göçmenlik ve iç siyasete kırarak dikkatleri savaştan uzaklaştırmaya çalışsa da, Hürmüz Boğazı’ndan yükselen dumanlar ve benzin istasyonlarındaki fiyatlar gerçeği haykırıyor. Amerikan sisteminin kaderi, önümüzdeki aylarda hem mahkeme salonlarında hem de sandık başında belirlenecek. Unutulmamalıdır ki; Amerikan demokrasisi için en büyük tehlike dış düşmanlar değil, kendi DNA’sındaki "hiç kimse yasanın üstünde değildir" ilkesinin unutulması olduğunu düşünenlerin çoğunluğa geçtiği aşikârdır. "No Kings" sloganı, bu unutkanlığa karşı verilmiş en sert sivil cevaptır aslında… Bu noktada Kral tek kişidir ve tek kişiyi etkilemek daha kolaydır. Bu nedenle halk olmalı bakış açısı ABD için bir manada haklı da çıkmıştır. Zira Epstein üzerinden Siyonist şantajların esiri olmuş bir rejimden bahsediyoruz. Bu nedenledir ki; bu rejim bir Epstein rejimdir. Kuklacı da kuklayı şantajlarla elinde tutmaktadır.
Prof. Dr. Abdullah Aydın
