Avrupa’nın Ayak Bağı; Güney Kıbrıs
Avrupa Birliği’nin (AB) bugünlerde karşı karşıya olduğu birçok kriz var. Artık ilan edilmiş bir Pax Americana’nın (Amerikan Barışı) bitişi, Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte başlayan enerji krizi, AB ekonomisinin geçmekte olduğu darboğaz, Orta Doğu jeopolitiğindeki gelişmeler, bugünlerde sıkça konuşulan, ABD Başkanı Donald Trump’ın ele geçirmek için fırsat kolladığı Grönland meselesi…
Bu krizlerin çeşitliliğinin AB üyesi ülkelerde homurdanmalara sebep olacak kadar uç noktalara ulaştığı bir ortamda, Avrupa Birliği Konseyi dönem başkanlığında sıra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) geldi.
Sözüm ona eşitlikçi bir yapı oluşturmak için kurulan sistem, bugün birliğin küçük üyelerinin büyük sorunlar çıkarmasına zemin hazırladı. GKRY bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde yaptığı stratejik hatalardan birinin somut sonucu olarak karşımızda duruyor. Adadaki 2004 Annan Referandumu’nda Türk kesimine “evet” dedirten irade Rumlara “hayır” denmesini telkin ettikten sonra bir de üzerine Rum tarafını Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB üyesi yapmıştı. Yani o irade Türkiye’yi çok açık bir şekilde tuzağa çekmişti. Böylece birliğe alınan GKRY, o günden bu yana AB’nin Doğu Akdeniz, Ege, Türkiye, bölge, enerji ve güvenlik politikalarında yalnızca bir aktör değil, aynı zamanda bir tıkanma noktası oldu.
GKRY, AB açısından bakıldığında jeopolitik konumu, Doğu Akdeniz’deki enerji potansiyeli ve Orta Doğu’ya yakınlığıyla teorik olarak önemli bir avantaj sağlarken, pratikte Rum Yönetimi, bu avantajları birliğin ortak çıkarları doğrultusunda kullanmak yerine, Türkiye karşıtlığı ekseninde dar bir ulusal stratejiye indirgemiş, özellikle Türkiye-AB ilişkilerinin her kritik eşiğinde veto gücünü bir baskı aracı olarak devreye sokarak birliğin aklını rehin almıştır.
Bugün Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası enerji güvenliğini yeniden tanımlamaya çalışan, Orta Doğu’daki değişimlerle birlikte yeni müttefikler arayan ve Türkiye ile ilişkilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalan bir AB portresi zorunlu olarak mevcut.
Tam da bu dönemde GKRY’nin AB Dönem Başkanlığı koltuğuna oturması, meseleyi prosedür bir başkanlık döneminin çok ötelerine taşımaktadır.
Bu durum kurumsal işleyiş açısından bir rutinin devamı olsa da Kıbrıs meselesi, gerek tarihsel arka planıyla gerekse mevcut kırılganlığı ile birlikte değerlendirildiğinde karşımıza farklı bir manzara çıkıyor. GKRY’nin dönem başkanlığı açılış........
