menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anlatı krizi ve dijital gölgeler

31 0
23.06.2026

Bugün herkesin ağzında bir “anlatı” lafıdır gidiyor. Sosyal medyada, pazarlama dünyasında, yönetim ve eğitim stratejilerinde, sürekli olarak “hikâyenizi anlatın” deniyor. Oysa bu yaygın retorik, paradoksal bir biçimde, anlatı krizine işaret ediyor. Anlatı enflasyonu, anlam ve istikamet eksikliğiyle açığa çıkan bir boşluğu gizleyemez: Tüm bu hikâye çılgınlığının ortasında, gerçek bir paylaşım ve topluluk yaratma işlevini yitirmiş anlatılar hüküm sürüyor.

Antik çağlarda anlatılar, yalnızca eğlence veya bilgi aktarımı değildi. Onlar toplulukları birbirine bağlayan görünmez bağlardı. Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarında, Gilgamesh’in yolculuklarında, Köroğlu’nun türküleri arasında, insanlar kendilerini hem tarihsel sürekliliğe hem de toplumsal bir varoluşa demirlerdi. Bu anlatılar, bireyleri geçmişle ve gelecekle, tanrılarla ve insanlar arasında örülmüş bir ağın parçası hâline getirirdi. Anlatılar, olumsuzlukları, belirsizlikleri ve tesadüfleri anlamlı bir çerçeveye oturtur, bizi varlıkla ve birbirimizle köprüler aracılığıyla ilişkilendirirdi.

Orta Çağ Avrupası’nda efsaneler, destanlar ve hagiografiler, toplulukların değerlerini ve normlarını pekiştiren birer ortak hafıza işlevi görürdü. Anadolu’da Karacaoğlan, Âşık Veysel ve Yunus Emre, sözün ateşiyle insanları bir araya getirir, rastgeleliği anlamlı bir ritme dönüştürürdü. Anlatılar, yalnızca birer hikâye değil, varoluşun, aidiyetin ve yön duygusunun taşıyıcılarıydı.

Oysa çağdaş enformasyon toplumunda, bu bağlayıcı işlevler neredeyse tamamen çökmüş durumda. Hikâye anlatıcılığı, bir zamanlar bir topluluğun ortak deneyimini besleyen bir ateş iken, artık ürün ve pazarlama döngülerinin içine hapsedilmiş bir pazar aracına dönüşmüştür. Storytelling, deneyim yerine tüketimi, paylaşım yerine görünürlüğü önceliklendiren bir forma evrilmiştir. Netflix’in sonsuz içerik kütüphanelerinden, kurumsal markaların hikâyeleştirilmiş reklamlarına kadar her şey, bir anlam sunmaktan çok bir ürünü satma işlevi taşır. TikTok’ta dakikalar içinde viral olan kısa videolar, kısa süreli dikkat ve geçici heves toplulukları yaratır; ama bu, kolektif bir hafıza veya anlam üretmez.

Walter Benjamin’in Teknikte Yeniden Üretim Çağı adlı denemesinde işaret ettiği gibi, bir eserin özgünlüğü, onu izleyen........

© Milli Gazete