Engelliye engel, yoksula gurbet... Yeter artık!
Eskiler bilir; Kurban Bayramı yaklaşırken havada sadece kurbanlık kokusu değil, bir ay öncesinden başlayan bir huzur ve sevinç rüzgârı eserdi. Memlekete gitme telaşı tatlı bir heyecan, akraba ziyareti bir borç, komşu kapısını çalmak ise gönüllere şifaydı. Sıla-i rahim, inancımızın ve kültürümüzün sarsılmaz bir kalesiydi. Peki, bugün ne haldeyiz? Maalesef bugün, önümüzdeki tablo içimizi aydınlatmıyor, aksine karartıyor.
Eskiden gurbet türküleri, kilometrelerce uzakta olup da sılaya kavuşamayanlar için yakılırdı. Şimdilerde ise yoksulluk insanımızı öylesine aciz bıraktı ki, vatandaşımız kendi memleketinde "ahh gurbet" diye iç çekiyor. Uçağı hayal etmek zaten lüks oldu, otobüs biletleri bile artık cepleri değil yürekleri yakıyor. Dört kişilik bir ailenin bayramda ana ocağına gitme hesabı, bir asgari ücreti yutup gidiyor. İnsanlar, yoksulluk kıskacında evine hapsolmuş durumda.
Peki, bu karamsar tablonun müsebbipleri ne âlemde? Bir........
