Bir vatan önce yeşerir
Bazı sınırlar haritalarda çizilir.
Bazıları ise sessizce toprağın altında büyür.
Bir dağın yamacına tutunan köklerde… Bir pınarın suyunu yüzyıllar boyunca aynı yatağa taşıyan toprakta… Rüzgârın yönünü değiştiren ormanlarda…
İnsan çoğu zaman yalnızca gözünün gördüğünü sınır zanneder. Oysa bir milleti ayakta tutan asıl sınırlar, cetvelle ölçülemeyen, haritaya işlenemeyen fakat hayatın devamını mümkün kılan görünmez çizgilerdir.
İşte bu yüzden bir vatan, yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Aynı zamanda o toprağın nefesi, suyu, bereketi ve hafızasıdır.
Çünkü bir vatan, önce yeşerir.
Bugün güvenlik denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak ordular, silah sistemleri, sınır kapıları ve savunma sanayii geliyor. Oysa son yıllarda dünya, güvenliğin yalnızca askeri güçten ibaret olmadığını yeniden hatırladı. İklim değişikliği, kuraklık, su kaynakları üzerindeki baskı, biyolojik çeşitliliğin azalması ve artan orman yangınları; artık yalnızca çevre başlığının değil, devletlerin uzun vadeli güvenlik politikalarının da ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de de “Yeşil Vatan” anlayışı, ormanların ve doğal varlıkların ortak gelecek açısından taşıdığı önemi vurgulayan bir perspektifle öne çıkıyor.
Belki de bu yüzden son yıllarda sıkça duyduğumuz “Yeşil Vatan” kavramı, yalnızca çevreyi koruma çağrısından ibaret değildir. Bu kavram, toprağı geleceğe taşıma iradesini anlatır. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca yer altından çıkardıklarıyla değil; gelecek kuşaklara yaşanabilir bir yurt bırakabilmesiyle ölçülür.
Bir zamanlar vatan denildiğinde yalnızca kara sınırları konuşulurdu.
Sonra denizlerin de egemenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu görüldü.
Bugün ise üçüncü bir hakikat bütün açıklığıyla karşımızda duruyor.
Aslında bunlar birbirinden bağımsız üç kavram değildir.
Birincisi üzerinde yaşadığımız yurdu ifade eder.
İkincisi denizlerdeki hak ve menfaatlerimizi korur.
Üçüncüsü ise bütün bunların yarın da var olabilmesini sağlar.
Çünkü toprağın nefesi tükenirse, üzerinde yükselen medeniyet de uzun süre ayakta kalamaz.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Büyük medeniyetler yalnızca kaleler inşa etmediler. Su yolları açtılar. Korular kurdular. Toprağı işlediler. Çünkü biliyorlardı ki bir ağacın gölgesi bazen bir sur kadar koruyucu, bir pınarın suyu bazen bir........
