menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğan Göçmen yazdı: Siyasette kontrolsüz güç yoğunlaşması toplum için felaket demektir

31 0
30.05.2026

Son güncelleme: 30 Mayıs 2026 -

Doğan Göçmen yazdı: Siyasette kontrolsüz güç yoğunlaşması toplum için felaket demektir

30 Mayıs 2026 Cumartesi

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na mahkeme tarafından mutlak butlan kararı uygulanması, siyasette kontrolsüz güç yoğunlaşmasının toplumsal yaşam ve siyasal ilişkiler için ne gibi tehlikeler oluşturduğuna dair tartışmaları da beraberinde getirdi. Cumhurbaşkanlığı sisteminin gerekliliği savunulurken ileri sürülen en önemli iddia, başkanlık sistemi ile ülkede daha iyi yönetilebilirlik sağlanacağı idi. Aradan geçen zaman ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri gözlemlenen gelişmeler, yaşanan olaylar, bu konu üzerinde bazı temellendirilmiş yargılar oluşturmamıza olanak sağlıyor.

Toplumun mutlak butlan bağlamında gündeminde oluşan sorulara sadece politik ve hukuki açıdan değil, felsefi açıdan da açıklık getirmek gerekmektedir. Gündeme gelen en büyük problem, siyasi gücün tek elde kontrolsüz bir şekilde toplanmış olmasıdır. Felsefe bu konuda ne diyor? Bunu her şeyden önce modern çağın en büyük siyaset felsefecilerinden John Locke ile belirtmek gerekiyor.

Siyasi meselelerde, günlük hayatımız bununla dolu olsa da ve propaganda makinaları bize iyi niyeti tek geçerli kıstas olarak öğretmeye çalışsa da, iyi niyetli olmak, temel alınabilecek en yanlış ölçüdür. Siyasi meselelerin konusu hiçbir zaman iyi niyet değildir. Ahlakın konusu bile hiçbir zaman tek başına iyi niyet değildir. Fakat her zaman güçtür. Güce ne olacak, güç kaynağını kimden veya neden alacak, kime ne kadar verilecek? Locke‘a göre, siyasette cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. Bir Alman halk deyiminde”güvenmek iyidir, önlem almak daha iyidir” denir. Bu en çok da siyaset için geçerlidir. Konuya yakından bakalım.

Hobbes, Locke ve güç problemi 

Nedir öyleyse güç? En genel anlamıyla güç, eylem yetkinliği demektir. Locke, “Güç bir değişiklik yapabilme veya bir değişiklik kabul edebilme şeklinde iki yönlüdür” diyor. Locke, her ne kadar “değişiklik yapabilme” gücünü “etkin”, “değişiklik kabul edebilme” gücünü “edilgin” olarak tanımlasa da; güç her zaman etkindir. Hegelci açıdan düşünecek olursak, diğerine yaptığımızı kendimize de yaparız. Diğerinde yol açtığımız değişikliği kendimizde de yaparız. Eş deyişle kendimize kabul ettiremediğimiz değişikliği başkasına da kabul ettirememiz çok zordur. Eğer diğerinde meydana getirdiğimiz bir değişiklik var ise, bu değişiklik bizde de meydana gelmiştir. Farklı biçimlerde de olsa Hegelci açıdan kendinde köleliği kabul etmeden diğerini köleleştirmek mümkün değildir. Gücün iki yönlülüğünü bu anlamda almak gerekmektedir.

Modern felsefede asıl güç filozofu ünlü İngiliz filozofu Thomas Hobbes’tur. Friedrich Nietzsche ve Michael Foucault, bu konuda Hobbes’un birer kötü kopyası bile olamazlar. Hobbes, tüm insan ilişkilerini güç ilişkileri olarak çözümler. Hatta güçten kaynaklanan ün, şan ve şöhret gibi türevsel şeyleri bile güç kavramı çerçevesinde ele alıyor. İnsan ilişkilerini güçten arındırmak yalnızca tatlı ütopyalarda mümkündür. Gücün en temel özelliklerinden birisi, çığ gibi sürekli büyüme eğilimi içinde olmasıdır. Güç sürekli birikir ve yayılır. Bu, gittikçe yaşamımızın tüm alanlarını kontrol etmeye ve önlem alınmazsa giderek hepimiz için ahlaki bakımdan kırmızı çizgi olan mahremiyetin yok olmasına kadar varabilir. Güç doğru yönlendirilmezse, can için bile yok edici olabilir –ki can, Hobbes’a göre, en kutsal olandan daha kutsaldır.

Güç, Hobbes’a göre, eşitlik ilişkisinin bile temelini oluşturur, özgür olmak nasıl bir güç gerektiriyorsa, eşit olabilmek de bir gücün ifadesidir sonunda. Ama güç hep bir ast-üst ilişkisi çerçevesinde belirir. Gücün sürekli birikme ve büyüme eğilimi içinde olması nihayetinde gücün kendisi için de yıkıcıdır. Bu nedenle kendisini hep belirleme ve sınırlama ihtiyacı duyar. Fakat gücün ereğinde özgürlük varsa, güç yıkıcı değil, yapıcı ve yaratıcı olur. Güç kendisini gerçek anlamda kendi özgür yaratıcılığında gerçekleştirip, tüketir. Bu da gösteriyor ki toplumsal-politik güç iyi örgütlenirse ve iyiye kullanılırsa özgürlük tesis edilir. Güç, ne kadar sıkı örgütlenmiş olursa olsun, eğer yıkım getiriyorsa, kötü örgütlenmiş ve kötüye kullanılmış demektir. Hitler faşizminin ülkesi ve ulusu için ne kadar büyük yıkım ve felaketlere yol açtığını hatırlamak yeterlidir. Fakat güç olmadan esaretten kurtulmak da mümkün değildir.

Rousseau’nun özgürlük perspektifi

Felsefe güç sorunsalı karşısında bize ne önerir, filozofların bize bir önerisi var mıdır? Hobbes, kendisini siyasi olarak örgütlemiş bir toplumun gücünün kötü kullanımı sonucu kendi kendisini yiyip bitiren bir topluma dönüşmemesi için her şeyden önce iç uzlaşının ve iç barışın sağlanmasının gerektiğine işaret eder. Bunun için ise bolluk ve iyi ve adil bir paylaşım şarttır. Kıtlık ve kötü paylaşımdan kaynaklanan yoksulluk toplum için sürekli savaş demektir. Öyleyse temel olan toplumsal-siyasi örgütlenmenin sanatsallığı, içeriğinin, amacının ve araçlarının özgürlük olarak örgütlenebilmesidir. Jean-Jacques Rousseau, Türkiye Cumhuriyeti için de kurucu önemi olan bu filozoftur. “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde egemen olan halk ile yürütücü olan hükümet arasındaki güç ilişkisine dikkat çeker. Seçim bir hükümeti kurmak için yapılır. Bir hükümeti seçmek, kendisini bir güç olarak örgütlemiş olan toplumun gücünün ortak iyi için idaresini kurmak üzere yetkili kişileri seçmek demektir.

Rousseau, “Eğer hükümet toplumdan daha güçlü olursa, hükümet toplum karşısında keyfileşir” der. Toplum artık iflah olmaz, huzur bulamaz. Toplumun iç uzlaşısı ve iç barışı bizzat kendi iç ilişkilerinde kendisinin yarattığı güç dengesizliği nedeniyle tehdit edilir olur. Böyle bir toplumda insanlar sürekli tehdit altında ve korku içinde yaşamak zorunda kalır. Oluşmuş olan güçler dengesizliği sonucu hükümet yargıya ve yasamaya müdahale etmeye başlar ki, bu, Rousseau’ya göre, toplum için ölüm demektir. Mutlak butlan bağlamında yaklaşanın bir felaket olduğunu görmek zor değildir bu bakımdan.

Tarihsel hatırlatmalar 

Soruna birkaç açıdan yaklaşmak mümkündür. Tarihsel bakımdan, politik yönelimden bağımsız olarak bir toplumda gücün bazı ellerde aşırı ve kontrolsüz bir şekilde yoğunlaşması her zaman yıkım ve felaket getirmiştir. Hitler Almanya’sında kontrolsüz güç yoğunlaşması istenen bir durumdu ve parti-devlet bütünleşmesi kısa sürede ülkenin bölünmesine kadar götüren yıkım ve felaket getirmiştir. Aynı şekilde Sovyetler Birliği’nde, Hitler Almanya’sının baskısı karşısında istenmeyen bir durum olarak oluşmuş olsa dahi; Nazizm yenildikten sonra gerekli reformlar yapılamadığı için aşırı güç yoğunlaşması ülkeye sonunda bölünme ve yıkım getirmiştir. Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları ülkesine ve halkına yıkımdan başka bir şey getirmemiş başka benzer sayısız örneklerle doludur. Sadece Güney Afrika’da “ayrımcılık” anlamına gelen ırkçı “Apartheid” rejimini, Franko faşizmini ve Kongo’yu, Salazar’ı hatırlamak geleceğe dair öngörü kazandırabilir. Hobbes, insanın özgürlüğünün sınırlanabileceğini, fakat hiçbir zaman yok edilemeyeceğini belirtir. İnsan özgür bir varlıktır ve doğada temellendirilmiştir.

Sovyetler Birliği 1992 yılında yıkıldığında Fidel Castro, Küba’da tek parti sistemini benimsemiş olsalar da, mealen, aynı yoldan yürümediğimiz için ne iyi etmişiz, diye yorumlamıştır. Castro’nun bahsettiği fark, Alman filozofu G.W.F. Hegel’in işaret ettiği, halkın bir bütün olarak etkinleştirilmesi problemidir. Nicolò Machiavelli, modern politika anlayışı ile feodal monarşist geleneksel politika anlayışı arasındaki farka işaret ederken, en çok da halkın politik konularda yetkinleştirilmesine ve prensin halk tarafından benimsenen meşru kamusal kişilik olması gerektiğini özellikle vurgular.

Ülkemizde durum nedir ve önlemler neler olabilir?

Ülkemizde son birkaç on yılda parti-devlet bütünleşmesi yönünde büyük adımlar atıldı ve ülkemiz tarihinde bilmediğimiz radikal adımlar atılıyor. “Cumhur İttifakı”nı oluşturan iktidar partilerinin onayı olmadan neredeyse bir kuş dahi uçamaz olmuştur. Fakat bu konuda bize bazı yargılar oluşturmamıza müsaade eden olumlu veya olumsuz sonuçlarını artık açıkça görmeye........

© Medyascope