Ekrana bağlandıkça kendimizden uzaklaşıyoruz
Sanal medya çağında aidiyet, manevi değerler, tüketim ve insan ilişkileri
Bir zamanlar insan bir yere ait olmak isterdi.Bir aileye, bir mahalleye, bir topluma, bir kültüre…
Bugün ise giderek daha fazla insan bir ekranda görünmek istiyor.
Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada başlıyor:
Dünyayla hiç olmadığı kadar bağlantılıyız ama birbirimizden hiç olmadığı kadar uzaklaşabiliyoruz.
Sanal medya hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi. Bilgiye ulaşmayı hızlandırdı, kilometrelerce uzaktaki insanları birbirine bağladı, yeni ekonomik ve sosyal imkânlar oluşturdu. Bunları inkâr edemeyiz.
Ancak artık başka bir soruyu sormamız gerekiyor:
Sanal medyayı biz mi kullanıyoruz, yoksa sanal medya mı bizi şekillendiriyor?
Aidiyetin Yerini Beğenilme Arzusu Alıyor
İnsan sosyal bir varlıktır.
Kendisini bir aileye, topluma ve kültüre ait hissetmek ister. Aidiyet insana yalnızca kimlik değil, aynı zamanda güven verir.
Fakat sanal dünyanın oluşturduğu yeni kültürde aidiyet giderek farklılaşıyor.
“Ben kimim?” sorusunun yerini bazen;
“Beni kaç kişi takip ediyor?” sorusu alıyor.
İnsan kendi değerini karakteriyle, ürettikleriyle ve topluma kattıklarıyla değil; aldığı beğeni, görüntülenme ve takipçi sayısıyla ölçmeye başladığında ciddi bir değer kayması ortaya çıkıyor.
Çünkü insanın değeri bir algoritmanın ona verdiği görünürlükten ibaret değildir.
Manevi Değerlerden Görsel Değerlere
Toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomi veya teknoloji değildir.
Aile, saygı, dayanışma, vefa, paylaşma, komşuluk ve büyüğe-küçüğe karşı sorumluluk gibi değerler toplumların görünmeyen harcıdır.
Sanal medya kültürü ise çoğu zaman bize başka bir dünya sunuyor:
Daha gösterişli bir hayat…
Daha pahalı bir araba…
Daha güzel bir beden…
Daha kusursuz bir ev…
Fakat ekranda gördüğümüz hayatların önemli bölümünün seçilmiş birkaç saniyeden oluştuğunu unutuyoruz.
Başkasının vitrinini, kendi hayatımızın gerçeğiyle karşılaştırıyoruz.
Sonuçta insan sahip olduklarına şükretmek yerine........
