Esas tehlike MANİFEST değil
Türkiye son bir yıldır Manifest adlı altı genç kadından oluşan müzik grubunu tartışıyor. Aslında “tartışıyor” sözcüğü olup biteni anlatmaya yetmiyor; çünkü bir noktadan sonra tartışmanın yerini yargılama, yargılamanın yerini öfke, öfkenin yerini de toplumsal linç aldı.
Manifest’in 6 Eylül 2025’te İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta verdiği konserden sonra sahne kıyafetleri ve koreografileri gerekçe gösterilerek haklarında “hayasızca hareketlerde bulunma” suçlamasıyla soruşturma açıldı. Grup üyeleri hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol uygulandı; ardından İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi her birine 3 ay 22 gün hapis cezası verdi ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı.
Fakat hikâye mahkeme salonunda bitmedi.Mayıs 2026’da Gaziantep konseri öncesinde onlarca sivil toplum kuruluşu konserin iptalini istedi. Sokaklarda protestolar, konvoylar, mehter marşları ve zaman zaman gerginlik yaşandı. Buna rağmen konser yaklaşık sekiz bin kişinin katılımıyla gerçekleşti.
Buraya kadar konuşulabilecek çok şey var.
Ben de Manifest’in temsil ettiği popüler kültürün bazı taraflarını eleştirebilirim. Genç kadın bedeninin giderek daha fazla bir pazarlama aracına dönüştürülmesini tartışabiliriz. Küresel pop endüstrisinin müziği görselliğin, koreografinin ve cinselliğin gerisine itmesini eleştirebiliriz. Ergenlik çağındaki çocukların maruz kaldığı görsel kültürü, beden algısını, tüketim kültürünü ve kadınlığın hangi imgeler üzerinden yeniden üretildiğini konuşabiliriz. Hatta kültürümüzün küresel eğlence endüstrisi karşısındaki kırılganlığını da ciddi ciddi tartışabiliriz.
Bunların hepsi meşru tartışmalardır.
Ama eleştirmek başka, insan avına çıkmak başka şeydir.
Bir konseri beğenmeyebilirsiniz. Kızınızın ya da oğlunuzun gitmesini istemeyebilirsiniz. Bir koreografiyi estetik bulmayabilirsiniz. Sahne kıyafetlerini aşırı bulabilirsiniz. O müziğin temsil ettiği kültürü yüzeysel, ticari hatta yozlaştırıcı görebilirsiniz.
Bütün bunları söyleme hakkınız vardır.
Fakat bütün bunların hiçbiri altı genç kadının aşağılanmasını, hakarete uğramasını, insanlıklarının silinmesini ve toplumun önüne nefret nesnesi olarak atılmasını meşru hale getirmez.Asıl üzerinde durmamız gereken yer de burasıdır.
Çünkü Manifest tartışmasında bir süre sonra grubun ne söylediği, hangi müziği yaptığı, danslarının gerçekten ne kadar sorunlu olduğu bile ikinci plana düştü. Tartışmanın nesnesi kayboldu; geriye yalnızca öfke kaldı.İletişim biliminde bunun tanıdık bir karşılığı vardır: ahlaki........
