menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dağın Hatibi ve Güllerin Sarısı

14 0
previous day

EFENDİ BABA derlerdi kendisine.

Ömrü kalaycılık yaparak geçmişti. Tek at koşulan bir arabası vardı. Oğlu Ziya ile civar köyleri belli bir periyotla gezer bakırdan yapılan eski kap kacağı kalaylardı.

Bir nevi gurbetçi gibiydi. İşler vaktinde bitmediğinde gece o köyde misafir olur sabahın ilk ışıklarıyla birlikte diğer köye geçerlerdi. Bu devran böyle akıp giderdi.

DEDEMİN ahbabıydı. Görüşmedikleri gün neredeyse olmazdı.

Elinde sarı çiçeklerle gelip kapının önünden yüksek bir tonla “Eset Efendi” diye nida ederdi.

Dedem kapıyı açtığında her zaman “Haydi haydi her öküz kendi dengiyle koşulur” cümlesini söyler koluna takıp savuşurlardı. Dedem “Nereye” diye hiç sormazdı.

Birbirini dengelen iki denk gibiydiler.

Yârenlikleri kaviydi. Söze yâr olan gördüğüm nadir kişiliklerdendi.

EFENDİ BABA civar köyleri kalay işi için dolaşırken aslında “Söz” derlerdi.

Duyduğu ilginç sözleri, türküleri, ağıtları, nükteleri, hikâyeleri dedeme aktarırdı. Muhabbetin demini bu şekilde tutarlardı. Hayatın telvesi gibiydiler.

Bu derlemeleri merhum dedem evimizin hayat denilen kısmının baş tarafında bulunan büyük ocağın başında oturur, bazen elini kulağına atar yeni öğrendiği bu türküleri, ağıtları ilk bize okurdu.

Ardından köy odamızda da yeri geldiğinde cemaate aynı heyecanla aktarır, seslendirirdi.

Yıllar geçmesine rağmen hâlâ dimağımda taze olan bu lezzet........

© İstiklal