menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mansur Yavaş, barışın adını anmak yetmez!

30 0
10.08.2026

Mansur Yavaş, soruyor: “Barışa kim karşı çıkabilir?”

Ama bazen doğru sorunun içine yanlış bir cevap gizlenir. Çünkü mesele barışa karşı çıkmak değildir. Mesele şudur: Nasıl bir barış? Kimin barışı? Hangi koşullarda kurulmuş bir barış? Ve bu barışın içinde kim eşit, kim özgür, kim adil bir hayat yaşayabilecektir? Barışın kendisine itiraz etmiyor kimse. Silahların susması gereklidir. Ama yeterli değildir. Silahların susması barışın başlangıcıdır; adaletin susması ise barışın sonudur.

Bir toplumda insanlar kimlikleri nedeniyle aşağılanıyor, düşünceleri nedeniyle susturuluyor, yoksullukları nedeniyle görünmezleşiyor veya kendilerini devlet karşısında eşit yurttaş olarak hissedemiyorsa, orada yalnızca silahların susmuş olması gerçek bir barış kurmaya yetmez. Çünkü barışın karşıtı yalnızca savaş değildir. Barışın karşıtı adaletsizliktir de. Adaletsizlik çoğu zaman savaş kadar gürültülü değildir: Bazen bir mahkeme kararında görünür, bazen bir okulun kapısında, bazen bir işçinin ücretinde, bazen bir çocuğun geleceğinde, bazen bir insanın kendi kimliğini söylerken tereddüt etmesinde, bazen de toplumun bir kesiminin diğerinden daha az yurttaş olduğu duygusunda. Bu yüzden barış yalnızca ölmemek değildir. Barış, insanın kendisi olarak yaşayabilmesidir. Mansur Bey’in buna itirazı mı var?

Mansur Bey diyorsunuz ki “Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.” Doğruya doğru… Doğrudur dediğiniz…

Fakat bu cümlenin gereğini sonuna kadar götürmek gerekir. Çünkü demokrasi yalnızca siyasi rakiplere uygulanacak hukukun adı değildir. Hukuk, yalnızca iktidarın karşısında duranların güvencesi değildir. Hukuk, iktidarda olanın da sınırıdır. Bu nedenle “hukuk herkes içindir” demek yetmez. Hukuk, sevmediğimiz insan için de hukuk olduğunda evrenseldir.

Bir hukuk düzeninin gerçek niteliği, güçlü olana ne kadar güvence verdiğiyle değil, güçsüzün karşısında ne kadar adil kalabildiğiyle anlaşılır. Çünkü kanun düzen kurabilir. Ama adalet, o düzenin insan kalmasını sağlar. Bu nedenle hukuku yalnızca usule, mahkeme kararına ve mevzuata indirgeyen anlayış da eksiktir. Her yasal olan adil değildir. Tarih bunun sayısız örneğini taşır. Yasa insan eliyle yapılır. İnsan yanılabilir. İktidar yanılabilir. Çoğunluk yanılabilir. Devlet yanılabilir. İşte bu yüzden hukukun üzerinde bir ahlaki ölçüye ihtiyaç vardır, bu da nedir biliyor musunuz Mansur Bey: İnsan onuru.

Bir düzen insanı korumuyorsa, yalnızca düzen olması onun adil olduğu anlamına gelmez. Mansur Bey, Metninizde diyorsunuz ki “Millet bu ülkenin sahibidir.”Evet.

Ama burada da bir soru sormak zorundayım: Millet kimdir? Millet yalnızca çoğunluk mudur? Sandıkta kazananlar mıdır? Bir siyasi partinin seçmeni midir? Bir kimliğin temsilcileri midir? Hayır.

Millet, bütün farklılıklarıyla birlikte bu ülkede yaşayan insanlardır. Türk de millettir. Kürt de. Sünni de. İnançlı olan da. İnançsız olan da. Muhafazakâr da. Sosyalist de. Milliyetçi de. Liberal de. Muhalif de. Ve hatta bizim siyasal olarak hiç sevmediğimiz insan da.

Mansur Bey, millet adına konuşmak kolaydır; milletin senden farklı konuşma hakkını savunmak zordur. İşte demokrasinin ahlaki sınavı burada başlar. Çünkü çoğunluğun hakkını savunmak kolaydır. Zor olan, çoğunluğun istemediği insanın hakkını savunmaktır. Kendi kimliğimizin tanınmasını istemek kolaydır. Zor olan başkasının kimliğinin de bizimki kadar değerli olduğunu kabul etmektir. Kendi sözümüzü söylemek kolaydır. Zor olan sevmediğimiz sözün de söylenebilmesini savunmaktır. Özgürlük, bizim gibi düşünenlerin rahatlığı değildir; bizim gibi düşünmeyenlerin de korkmadan yaşayabilmesidir.

Arent’in “haklara sahip olma hakkı” dediği mesele de tam burada önemlidir. Çünkü insanın yalnızca kâğıt üzerinde bir hakka sahip olması yetmez. O hakkı gerçekten kullanabileceği bir siyasal dünyanın içinde olması gerekir. Yurttaşlık yalnızca devletin verdiği bir kimlik değildir. Yurttaşlık, insanın kendi adına konuşabildiği, başkaları tarafından tanındığı ve ortak dünyanın kuruluşunda bir özne olarak yer alabildiği bir durumdur. Bir insanın yalnızca........

© İlke TV