Nakba’dan sürgüne: Edebiyatın hafızası
Filistin edebiyatının modern karakteri 20. yüzyılın başında şekillenmeye başladı. İngiliz Mandası, Siyonist işgal, toprak kaybı ve Arap kimliğini savunma ihtiyacı Filistin edebiyatının ilk büyük konuları oldu. Önce şiir öne çıktı… İbrahim Tukan, Abdülkerim el-Kermi, Ebu Selma gibi şairler Filistin’in toprağını, halkını ve özgürlük arzusunu yazdı.
Yayıncılık, arşivcilik, şehir hayatı ve okur çevreleri sürekli kesintiye uğradığı için roman ve öykü daha geç gelişti. Buna rağmen Halil Beydes, İshak Musa el-Hüseyni, Cebra İbrahim Cebra gibi isimler erken dönemde anlatı türlerinin yolunu açtı. Cebra’nın 1946 yılında Kudüs’te yayımlanan kitabı “Uzun Bir Gecede Çığlıklar” modern Filistin romanının başlangıcı olarak kabul edilir.
Filistin edebiyatı; toprak kaybı, sürgün, geri dönüş arzusu ve ulusal kimlik gibi temel temalar etrafında şekillenir. Yoksulluk, işgal, kamp yaşantısı ve kadınların gündelik direnci roman ve öykülerin ana damarlarını oluşturur. Tek bir merkezde doğmayan bu edebiyat; Kudüs’ten Gazze’ye, Beyrut’tan Şam’a, Avrupa’dan ABD’ye uzanan geniş bir coğrafyada, farklı kollar halinde gelişmiştir. İşgal altında veya sürgünde hayatta kalma mücadelesi veren Filistinlilerin diliyle kaleme alınmıştır. Filistin edebiyatı halkı gibi parçalıdır. Ama bu parçaların ortak noktası vardır: Filistin kimliğini korumak.
Filistin edebiyatının en büyük kırılması 1948 Nakba’sıdır. Nakba yalnızca yüz binlerce Filistinlinin evlerinden sürülmesi değildir. Aynı zamanda bir toplumun, kültürün ve gündelik hayatın parçalanmasıdır. Köyler boşaltıldı, aileler dağıldı, halk kamplara ve sürgüne savruldu. Evlerin anahtarları, tapular, aile fotoğrafları, köy adları ve sözlü edebiyat birer hafıza nesnesine dönüştü.
Nakba’dan sonra Filistin romanı ve öyküsünde ev, anahtar, zeytin ağacı, kamp, yol, sınır ve geri dönüş sık sık karşımıza çıkar. Bunlar bir halkın kaybettiği dünyayı hatırlama biçimidir.
Gassan Kanafani bu dönüşümün en güçlü yazarlarından biridir. Güneşteki Adamlar adlı kısa romanında üç Filistinli, daha iyi bir hayat umuduyla Kuveyt’e gitmeye çalışır. Bir su tankerinin içinde saklanırlar. Bu hikâye, Nakba’dan sonra vatansız bırakılan, emeğini satmak için sınırları aşmaya çalışan insanların trajedisini anlatır. Daha doğrusu anlatmaktan çok gösterir…
Romanın sonundaki “Neden duvarlara vurmadınız?” sorusu, Arap edebiyatının en sarsıcı sorularından biridir. Bu soru teslimiyete ve ihanete yöneltilmiş bir sorudur… Güneşteki Adamlar işgal ve sürgün kıskacındaki halkın en gürültülü sessizliğidir.
Kanafani’nin Hayfa’ya Dönüş adlı novellası Nakba’nın başka bir yüzünü gösterir. Yıllar önce Hayfa’dan ayrılmak zorunda kalan bir çift, eski evlerine döner. Ev artık başkasının evidir. Geride bırakmak zorunda kaldıkları çocukları da başka bir kimlikle büyümüştür. Bu öykü, geri dönüş fikrinin ne kadar acı ve karmaşık olduğunu gösterir.
Kanafani’de mesele yalnızca ulusal bir hak arayışı değildir. Toprağından koparılan köylü, kampta........
