menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yok olmak yok

14 0
06.09.2026

Çok eski zamanlarda oldu bunlar.

Ya da bana öyle geliyor artık.

Bir bulut takip ederdi beni.

Gölgesini yakalamak, başka bir dünyaya ayak basmak gibiydi.

Çocukluk, biraz buydu belki: Yakalanmayacağını bilmeden bir bulutun peşinden koşmak.

Şimdi dönüp bakıyorum.

Ve insan, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, dönüp dolaşıp çocukluğuna varıyor.

Benim çocukluğumda o vardı.

Nemli sabahlarımız vardı.

Sabahları nemli bir huzurla uyanıyorum hâlâ.

O zamanlar bilmiyordum, bazı sabahların insanın ömründe bir daha hiç yaşanmayacağını.

İs kokulu odamızın duvarlarına yazdığım yazılar giriyor rüyalarıma.

Hepsi alıntı birer duvar süsü.

Ben dünyayı böyle tanıyordum.

Sonra nemli sabahlarıma soğuk karıştı.

Solmuş bordo perdelerimiz dışarının beyaz keskinliğini engellerken loş bir sıcaklığı soğuturdu… İki yorganın altından soğuğa hiç mi hiç kalkmak istemezdim.

Gecelerimin suskunluğuna, keskin bir kömür kokusu eklenirdi. Sabahları nemli bir huzurla uyanır, içim ıslanmış gibi olurdum.

Sonra kulağımla omuzum arasında hoş bir sıcaklığa horultulu bir soluk karışırdı: Bibiş’im uyurdu, uyandığımda. Tam da kalkmak üzereyken,”Kalkma,” derdi,”biraz daha…” Tüm kuralları yırtmak ister gibiydi, kendine çekerdi her şeyiyle… Sonra, annemin anlatımlarına göre, Bibiş kaybolmuş, ben gittiğimde. Ben Bibiş’e benzerim; çoğu zaman da anneme…

Şimdi o sabahları düşündüğümde, en çok sesini........

© İlke TV