menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İŞÇİ - İŞVEREN İLİŞKİSİNDE REKABET YASAĞI SÖZLEŞMESİ

14 0
28.05.2025

İş sözleşmesi kapsamında işçi, pozisyonu gereği işyerindeki üretim sırlarına, iş sırlarına veya müşteri çevresine erişebilir. Bu bilgiler, işveren için korunması gereken değerli varlıklardır. İşçi, iş ilişkisi süresince sadakat borcu nedeniyle bu bilgileri kendi lehine kullanamaz. İş sözleşmesi sona erdiğinde sadakat borcu biter ve işçi, işverenin sırlarını kullanarak rakip bir işletme kurabilir, rakip işletmede çalışabilir veya başka bir menfaat ilişkisi içine girebilir. Bu durumda işverenin korunmaya değer haklı menfaati doğar ve işveren, rekabet yasağı sözleşmesiyle kendini koruyabilir.

İşçi, Anayasa ile güvence altına alınan çalışma ve sözleşme özgürlüğüne sahiptir; bu özgürlüğün kısıtlanması, işçinin korunmaya değer haklı menfaatini oluşturur. İşverenin ise sırlarının rakip işletmelerce kullanılmasını önlemede menfaati vardır. Rekabet yasağı sözleşmesi, bu çatışan menfaatleri dengelemeyi amaçlar. İşverenin rekabeti engellemesini sağlarken, işçinin geçimini sürdürebileceği alanı korumak için yasağın yer, zaman ve konu bakımından sınırlı olmasını şart koşar.

Küreselleşme ve teknolojinin hızlı gelişimi, işletmelerin rekabet ortamında ayakta kalabilmek için özgün üretim yöntemleri ve güçlü bir müşteri portföyü oluşturmasını zorunlu kılıyor. İşletmelerin üretim sırları, iş sırları ve müşteri bilgileri, rakiplerden korunması gereken değerli varlıklardır. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) haksız rekabet hükümleri, bu sırların korunmasında tamamlayıcı bir çerçeve sunar. Ancak, işverene bağlı çalışan işçiler, pozisyonlarına göre bu bilgilere erişebilir ve bu, işveren için risk oluşturur.

İşçi, iş sözleşmesi süresince sadakat borcu gereği işvereniyle rekabet edemez, çünkü bu, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 396. maddesindeki dürüstlük ilkesine aykırıdır. İş sözleşmesi sona erdiğinde ise sadakat borcu biter ve işçi, Anayasa’nın 48. maddesiyle korunan çalışma özgürlüğü kapsamında aynı sektörde çalışabilir, kendi işletmesini kurabilir veya ortak olabilir. İşverenin yalnızca sona ermiş bir sözleşmeye dayanarak bunu engellemesi hukuken mümkün değildir.

İşçinin bu süreçte işverenin sırlarını kullanması, işverenin faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir ve korunmaya değer haklı menfaatlerine zarar verebilir. Öte yandan, emeğiyle geçinen işçinin çalışma özgürlüğünün kısıtlanması, Anayasa’ya ve ahlaka aykırı olabilir. Bu nedenle, işçinin serbestçe çalışmaya devam etmesi önemli bir menfaattir. İşverenin ise sırlarının rakip işletmelerce kullanılmasını önlemede haklı menfaatleri vardır.

Bu menfaat çatışmasını çözmek için TBK’nın 444-447. maddeleri, işçi ve işveren arasında denge kurmayı hedefler. İşverene, iş ilişkisi sona erdikten sonra işçinin rekabetini engelleme hakkı tanırken, işçinin geçimini sürdürebilmesi için yasağın yer, zaman ve konu bakımından sınırlı olmasını şart koşar. Öğretide, karşı edim (işverenin işçiye ek ödeme yapması) de menfaat dengesi için önemli görülür. Böylece, çatışan menfaatler adil bir şekilde dengelenir.

Serbest piyasa ekonomisinde, ticari ilişkilerin gelişip büyümesini destekleyen birtakım ilkeler kabul edilmiştir. Bunların başında sözleşme serbestisi ilkesi gelir. Bir başka anlatımla piyasada bulunan aktörler, kanunla yasaklanmamış hususların tamamında sözleşme yapmada serbesttirler. Sözleşme serbestisinin doğal sonucu rekabet serbestisidir. Liberal ekonomilerde rekabet desteklenir. Fakat bazı hallerde rekabet, ekonomik işleyişe, piyasaya faydadan çok zarar getirebilmektedir. Bu gibi durumları önlemek maksadıyla kanunlarda bazı düzenlemeler yapılarak[1] kanun veya sözleşmelerle rekabet yasağı getirme imkanının önü açılmıştır[2].

İş hukuku anlamında rekabet yasağına ilişkin sözleşmeler ise, hizmet (iş) sözleşmesi devam ettiği müddet boyunca geçerli olan rekabet yasağı sözleşmesi ve hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra yürürlüğe giren rekabet yasağına ilişkin sözleşmeler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır[3].

İş hukuku dahilinde, iş ilişkisi içerisinde bulunan işçinin özen ve sadakat yükümlülüğü kapsamına rekabet etmeme borcu da girer. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 396/3’e göre: “İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez.” Söz konusu madde ile ayrıca işçinin rekabet oluşturacak davranışlardan kaçınması gerektiği hususunda bir düzenlemeye gerek kalmamış, kanundan doğan rekabet yasağının bir görünümü halini almıştır[4].

Öğretide bazı yazarlar tarafından, işçinin işvereni ile rekabet teşkil edecek şekilde iş yeri açmasının kanunda açıkça yasaklanmamış olması nedeniyle, bu durumun ancak haksız rekabet oluşturacağı savunulmuştur[5]. Diğer bir görüşe göre ise rekabetin haksız olmasına gerek kalmadan sadece rekabet oluşturan hareketler sadakat borcunu ihlal edecektir[6].

Rekabet yasağı, sözleşmeden kaynaklanan bir düzenleme olarak özellikle iş ilişkisinin sona ermesinden sonra öne çıkmaktadır[7]. Bu bağlamda, iş ilişkisi başlarken işçinin sözleşme bitiminde rekabetten kaçınmasını sağlayacak bir madde iş sözleşmesine eklenebilir ya da ayrı bir anlaşma yoluyla bu konuda gerekli düzenlemeler yapılabilir[8].

İşçi, işverenin yanında çalışmaya başladığında, her iki taraf için de diğerinin çıkarlarını koruma yükümlülüğü ortaya çıkar[9]. İşçi açısından bu, sadakat yükümlülüğüdür. Sadakat yükümlülüğünün temelini dürüstlük ilkesi oluşturur[10]. Dürüstlük ilkesi, TMK m. 2’de “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür” şeklinde ifade edilmiştir. Bu ilke, genel ahlaki değerler, gelenekler ve ilişkilerin amacına uygun olarak toplum bireylerinin sergilemesi beklenen namuslu ve dürüst davranış biçimini yansıtır[11].

İş sözleşmesi boyunca işçiden beklenen sadakat yükümlülüğü, rekabet etmeme yükümlülüğünü de içerir ve bu yükümlülük, TBK 396. maddesinin 3. fıkrasından kaynaklanır: “İşçi, hizmet ilişkisi süresince sadakat yükümlülüğüne aykırı olarak ücret karşılığı üçüncü bir kişiye hizmet sunamaz ve özellikle işvereniyle rekabet edecek faaliyetlerde bulunamaz.”

İş hukuku uyuşmazlıklarında da geçerli olan bu hükmün açık ifadesine göre, işçi, iş ilişkisi devam ederken işverene zarar verebilecek nitelikte başka bir işte çalışamaz veya kendi adına iş yapamaz. Ancak işçinin, iş görme yükümlülüğünü aksatmadığı sürece rekabet oluşturmayan bir işte çalışması, sadakat yükümlülüğüne aykırı sayılmaz[12]. İşçisinin rekabet yasağına aykırı faaliyetlerde bulunduğunu öğrenen işveren, İş Kanunu’nun 25/2-e maddesi uyarınca, “İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanması, hırsızlık yapması, işverenin meslek sırlarını ifşa etmesi gibi doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışlarda bulunması” hükmüne dayanarak iş ilişkisini haklı nedenle feshedebilir ve tazminat talep edebilir[13].

Sadakat yükümlülüğü, olumlu ve olumsuz yönleriyle kendini gösterir; olumlu yönü, işçinin işi işverenin menfaatine uygun şekilde yürütmesi iken, İş Kanunu’nun 25. maddesi sadakat yükümlülüğünün olumsuz yönünü oluşturur[14]. İş ilişkisi süresince geçerli olan rekabet yasağı, tarafların ayrıca bir düzenleme yapmasına gerek kalmadan hüküm ve sonuç doğurur[15]. Ancak hükmün doğası gereği, taraflar aralarında aksi bir anlaşma yaparak rekabet yasağını etkisiz kılabilirler.

İş sözleşmesi sona erdikten sonra ise durum bunun tam tersidir; burada rekabet serbestisi asıl olup, yasağı istisna teşkil eder. Tarafların iş sözleşmesi bittikten sonra rekabetin kısıtlanması için bu konuda bir sözleşme yapmaları gerekmektedir. Rekabet yasağıyla ilgili iş mevzuatında açık bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, TBK’daki hükümler bu alanda da geçerliliğini sürdürmektedir.

TBK’nın 444. maddesine göre, işçi, işvereniyle rekabet etmemeyi taahhüt edebilir; bu, özellikle kendi adına rakip bir işletme kurarak, rakip bir işletmede çalışarak ya da rakip işletmeyle başka bir çıkar ilişkisi kurarak rekabet etmeme yükümlülüğünü içerir. Hükümde “kendi hesabına” ifadesi yer alsa da bu, işçinin kendi nam ve hesabına bir işletme açması şeklinde anlaşılmalıdır[16]. Rakip bir işletmede çalışmak ise geniş bir şekilde yorumlanmalı; acentelik, danışmanlık gibi ilişkiler de bu kapsamda değerlendirilmelidir[17]. Ancak hatır için verilen yardımlar ya da danışmanlık, bir işte çalışma olarak nitelendirilmeyebilir[18].

İşçi, rakip bir işletmeyle menfaat ilişkisi içindeyken, bu işletmede doğrudan ya da dolaylı olarak etkili bir rol üstlenmelidir. İşletmeye sermaye sağlama, girişimlerini destekleme, kâr ve zarara ortak olma, önceki işinde edindiği bilgilerle işletmenin yönetimine katkıda bulunma, teknik bilgi veya danışmanlık sunma gibi faaliyetler bu kapsamda ele alınmalıdır[19].

TBK’nın 444. maddesindeki “…herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı…” ifadesinden açıkça anlaşılacağı üzere, işçi, kanunda belirtilenlerin ötesinde herhangi bir şekilde işvereniyle rekabete girebilir ve bu durum rekabet yasağına aykırılık oluşturabilir.

Rekabet yasağı sözleşmesi, asıl iş ilişkisine bağlı bir yan sözleşme niteliğindedir[20]. Başka bir deyişle, işçi ile işveren arasında iş sözleşmesinin eki olarak veya ayrı bir şekilde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi, yalnızca iş sözleşmesi geçerli olduğu sürece hüküm ve sonuç doğurur. Bu durum, TBK’da rekabet yasağının hizmet sözleşmesinin bir uzantısı olarak tanımlanmasından kaynaklanmaktadır[21].

İş sözleşmesinin türü (belirli veya belirsiz, tam zamanlı veya kısmi) rekabet yasağı sözleşmesi açısından herhangi bir farklılık oluşturmaz[22]. Deneme süreli iş sözleşmelerinde, deneme süresi içinde iş ilişkisinin sona ermesi durumunda, genel görüş, iş sözleşmesinin deneme süresinin başlangıcında imzalanmasıyla rekabet yasağının da bu tarihten itibaren edinilen bilgiler için geçerli olacağı yönündedir; ancak, işçinin deneme süresi boyunca iş sırlarına ve müşteri çevresine ne ölçüde eriştiği, her bir somut olay özelinde değerlendirilmelidir[23].

Rekabet yasağı sözleşmesinin hangi anda yapılabileceği konusunda kesin bir netlik yoktur. İş ilişkisinin sona ermesinden sonra düzenlenen rekabet yasağı, işverenin korunmaya değer haklı bir menfaati bulunmaması nedeniyle TBK’nın 444. maddesi hükümlerine tabi olmayacaktır[24].

İş ilişkisinin ihbar süresine uyularak feshedilmesi halinde, ihbar süresi boyunca iş ilişkisi devam ettiği için rekabet yasağının iş süresince olduğu gibi geçerliliğini sürdüreceği yönünde görüş bulunmaktadır[25]. Sonuç olarak, rekabet yasağının durumu iş sözleşmesine bağlı olsa da, rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olması, iş sözleşmesinin geçerliliğini etkilemeyecektir[26].

TBK’nın 444. maddesinde rekabet yasağına ilişkin genel kurallar düzenlenmiş olup, maddeye göre: “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin bitiminden sonra herhangi bir şekilde onunla rekabetten, özellikle kendi adına rakip bir işletme kurmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya rakip işletmeyle başka tür bir çıkar ilişkisi kurmaktan yazılı olarak kaçınmayı taahhüt edebilir.”

Bunun yanı sıra, eski 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348. maddesi uyarınca rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işçinin reşit olması şartı aranmaktaydı; ancak kanun değişikliğiyle bu şart kaldırılmıştır.

Günümüz hukuk sistemine göre, işçinin rekabet etmeme taahhüdünde bulunabilmesi için reşit olması, ayırt etme gücüne sahip olması ve kısıtlı olmaması yeterlidir. Bu bağlamda, kişinin rüştünü evlenme yoluyla veya mahkeme kararıyla elde etmesi gibi durumlar bir farklılık oluşturmaz[27]. Ayrıca, fiil ehliyeti bulunmayan bir işçi adına, yasal temsilcisi tarafından veya yasal temsilcinin onayıyla dahi rekabet yasağı sözleşmesi akdedilemez[28]. İşçinin fiil ehliyetine sahip olmaması durumunda, rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir ve işçi sonradan fiil ehliyeti kazansa bile bu geçersiz sözleşme geçerli hale gelmez[29].

Rekabet yasağı sözleşmesinin yazılı olarak yapılmaması, kesin hükümsüzlük sonucunu doğurur[30]. TBK’nın 444. maddesindeki yazılı şekil şartı, işçinin sözlü anlaşmalara kıyasla daha dikkatli davranmasını sağlamak amacıyla işçiyi korumak için öngörülmüştür[31]. Bu bağlamda, adi yazılı şekil yeterli kabul edilir[32].

Rekabet yasağı sözleşmesinde yalnızca işçi yükümlülük altına giriyorsa işçinin imzası yeterlidir; ancak işverenin de yükümlülük üstlenmesi durumunda her iki tarafın imzası gereklidir[33]. Olası bir uyuşmazlıkta, sözleşmenin yazılı olarak yapıldığını ispat etme yükümlülüğü işverene aittir[34].

TBK’nın 13. maddesine göre, belirli bir şekil şartına bağlı olarak kurulan işlemlerin şartları değiştirilmek istendiğinde aynı şekil şartlarına uyulmalıdır; ancak rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin menfaatlerini koruma amacı taşıması nedeniyle, sözleşmenin sona erdirilmesi için yazılı şekil şartı aranmaz[35].

Rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin şahsıyla sıkı sıkıya bağlantılı bir sözleşmedir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için işçinin iş sırlarına erişebileceği bir işte çalışması şarttır. Bu nedenle, rekabet yasağı sözleşmeleri iş sözleşmelerinde standart bir şekilde düzenlenemez ya da işyeri iç yönetmelikleriyle hüküm altına alınamaz[36].

TBK’nın 444/2. maddesi, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğini, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin faaliyetleri hakkında bilgi edinme olanağı sağlaması ve bu bilgilerin kullanılması durumunda işverenin önemli bir zarara uğraması koşuluna bağlamıştır[37]. Haklı menfaatin varlığını ispat etme yükümlülüğü işverene aittir.

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi uygulamalarına bakıldığında, rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemelerin, iş ilişkisi, ehliyet ve şekil incelemelerinin yanı sıra, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin faaliyetleri hakkında bilgi edinme imkânı sağlayıp sağlamadığını ve bu bilgilerin kullanımıyla işverenin önemli bir zarara uğrayıp uğramayacağını ayrıntılı bir şekilde değerlendirdiği görülmektedir[38]. Ayrıca, mahkemeler bu incelemeler neticesinde tazminat veya cezai şart ödenip ödenmeyeceğine karar vermektedir.

Kanunun açık ifadesinde, işçinin müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin faaliyetleri hakkında bilgi edinme imkânına sahip olması ve bu bilgilerin kullanımıyla işverenin önemli bir zarara uğraması durumunda rekabet yasağı hükümlerinin geçerli olacağı belirtildiğinden, Yargıtay’ın bir kararında[39] da benzer ifadeler kullanıldığından, bu çalışmada iş ilişkisi, ehliyet, şekil, müşteri çevresi, iş sırlarına erişim ve işverenin zarara uğrama unsurları, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik koşulları başlığı altında birlikte ele alınmıştır.

Müşteri çevresi ve işçinin müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının varlığı, rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerlilik koşullarından biridir. Türk Dil Kurumu’na göre müşteri, hizmet veya mal satın alan ve karşılığında ücret ödeyen kişidir. Rekabet yasağı bağlamında ise müşteri, bir sağlayıcı ile belirli bir süre boyunca az ya da çok ilişki içinde bulunan kişidir. Tek seferlik alım satım ilişkisi kuranlar veya potansiyel alıcılar müşteri çevresi kapsamında değerlendirilmez[40].

İşçinin yalnızca müşterilerin isimlerini bilmesi yeterli olmayıp; müşterilerin ad-soyad, meslek, telefon numarası, işverenle gerçekleştirdikleri işlemlerin kapsamı, aldıkları ürünlerin türü ve miktarı ile alışveriş sıklığı gibi bilgileri bilmesi ve bu bilgileri kendi ekonomik çıkarları için kullanabilecek durumda olması gerekir[41]. İşçinin bu bilgilere erişiminin değerlendirilmesinde işçinin pozisyonu önemli bir rol oynar. Vasıflı ya da yönetici pozisyonundaki işçilerin, işin yürütümü için gerekli olduğundan, bu tür bilgilere erişimi daha kolay ve kapsamlıdır[42].

Uygulamada, bazı işçilerin bu bilgilere erişimi olağan olmadığından, onlar adına yapılan rekabet yasağı sözleşmeleri hukuki sonuç doğurmaz[43]. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için işçinin bu bilgilere fiilen erişmiş olması şartı aranmaz; bu bilgilere erişme imkânının bulunması yeterlidir[44]. Ayrıca, işçinin kişisel nitelikleri veya sosyal çevresi yoluyla oluşturduğu müşteri çevresinin bu kapsama girip girmeyeceği de dikkate alınmalıdır. Bu durumda, örneğin bir avukat, doktor ya da kuaför gibi işçinin işten ayrılmasıyla işverenin zarar görmesi kuvvetle muhtemel olsa bile, rekabet yasağı sözleşmesi geçersiz sayılır[45].

Bir diğer şart, üretim sırları ve işverenin işleri hakkında bilgi edinme olanağının bulunmasıdır. TBK’da bu düzenleme, “işverenin işleri hakkında bilgi sahibi olmak” şeklinde ifade edilmiştir. Rekabet yasağı düzenlemelerinin genel yapısı gereği, bu ifade dar bir........

© Hukuki Haber