Hekimin Sigortası Var Ama Risk Bitmiyor: Malpraktis Davalarındaki Hukuki Gerçeklik
Sağlık sektöründe uzun yıllar boyunca malpraktis denildiğinde akla ilk gelen soru şuydu:
“Hekim tıbbi müdahalede hata yaptı mı?”
Bugün ise bu soru tek başına yeterli değil. Çünkü modern malpraktis uyuşmazlıklarında mahkemeler artık yalnızca ameliyat tekniğine, komplikasyonun gelişip gelişmediğine veya hekimin tıbbi standarda uygun davranıp davranmadığına bakmıyor. Sürecin tamamı mercek altına alınıyor.
· Hastaya ne anlatıldı?
· Riskler nasıl açıklandı?
· Onam hangi dilde alındı?
· Hasta beklentisi nasıl yönetildi?
· Komplikasyon geliştiğinde süreç nasıl takip edildi?
· Hasta kayıtları eksiksiz tutuldu mu?
· Reklam ve pazarlama dili hastaya bir sonuç garantisi izlenimi verdi mi?
· Sigorta poliçesi gerçekten bu riski karşılıyor mu?
Bu sorular, özellikle estetik cerrahi, diş tedavileri, saç ekimi, obezite cerrahisi ve sağlık turizmi alanlarında giderek daha belirleyici hale geliyor.
Bu nedenle hekimin mesleki mali sorumluluk sigortasının varlığı, tek başına “hukuki güvence” anlamına gelmiyor. Sigorta önemli bir koruma mekanizmasıdır; ancak bu korumanın kapsamı, sınırları, istisnaları ve uygulamadaki etkileri doğru okunmadığında hem hekimler hem hastaneler hem de sağlık turizmi şirketleri ciddi risklerle karşılaşabilir.
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası Neyi Korur?
Hekimlerin mesleki mali sorumluluk sigortası, esasen hekimin mesleki faaliyeti sırasında tıbbi kötü uygulama nedeniyle üçüncü kişilere verebileceği zararları belirli limitler dahilinde teminat altına alan bir sorumluluk sigortasıdır. Bu sigortanın temel amacı iki yönlüdür.
-Birinci yönüyle hastayı korur. Çünkü tıbbi kötü uygulama sonucunda zarar gören kişinin tazminata ulaşabilmesi için mali bir güvence yaratır.
-İkinci yönüyle hekimi korur. Çünkü hekim, mesleki faaliyeti nedeniyle yüksek tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldığında, poliçe limiti ve şartları dahilinde sigorta korumasından yararlanabilir.
Ancak burada çok kritik bir ayrım vardır:
Sigorta, hekimin bütün hukuki risklerini ortadan kaldırmaz. Yalnızca poliçe kapsamında kalan, genel şartlara uygun, mesleki faaliyetle bağlantılı ve teminat dışı haller arasında sayılmayan zararlar bakımından koruma sağlar. Bu nedenle “sigortam var” düşüncesi, sağlık sektöründe risk yönetimi bakımından eksik ve tehlikeli bir rahatlık yaratabilir.
Tıbbi Hata mı, Komplikasyon mu?
Malpraktis dosyalarının merkezinde çoğu zaman şu ayrım bulunur; ortaya çıkan zarar, hekimin kusurlu müdahalesinden mi kaynaklanmıştır, yoksa tıbbi müdahalenin doğasında bulunan bir komplikasyon mudur?
Komplikasyon, her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen, tıbbi müdahalenin izin verilen risk alanında kalan sonuçtur. Buna karşılık malpraktis, hekimin mesleki standartlara aykırı, eksik, hatalı veya özensiz uygulaması nedeniyle zararın doğmasıdır. Fakat uygulamada mesele bu kadar basit değildir. Çünkü bir olay başlangıçta komplikasyon olarak ortaya çıkabilir; ancak komplikasyonun yönetiminde gecikme, yanlış takip, yetersiz bilgilendirme veya gerekli sevkin yapılmaması halinde süreç malpraktise dönüşebilir. Örneğin estetik bir operasyondan sonra enfeksiyon gelişmesi tek başına her zaman malpraktis anlamına gelmeyebilir. Ancak enfeksiyon belirtilerinin zamanında değerlendirilmemesi, hastanın şikayetlerinin ciddiye alınmaması, uygun konsültasyon veya tedavi sürecinin başlatılmaması halinde tartışma artık komplikasyon değil, komplikasyon yönetimi kusuru üzerinden ilerler.
Bu nedenle sağlık kuruluşları açısından asıl risk sadece operasyon anında değil; operasyon öncesi bilgilendirme, operasyon sonrası takip, hasta iletişimi ve kayıt yönetimi aşamalarında da doğmaktadır.
Aydınlatılmış Onam: İmzadan Fazlası
Günümüz malpraktis davalarında en kritik başlıklardan biri aydınlatılmış onamdır. Uygulamada hala birçok sağlık kuruluşu onamı yalnızca “hastaya form imzalatılması” olarak görüyor. Oysa hukuki açıdan onam, sadece imza değildir.
Geçerli bir rızadan söz edebilmek için hastanın yapılacak müdahalenin niteliği, amacı, muhtemel riskleri, komplikasyonları, alternatif tedavi seçenekleri ve müdahalenin olası sonuçları hakkında anlayabileceği şekilde bilgilendirilmiş olması gerekir.
Bu noktada ispat yükü çoğu durumda hekim ve sağlık kuruluşu açısından önem kazanır. Hasta, “bana yeterli bilgi verilmedi” dediğinde, sağlık kuruluşunun yalnızca standart bir form sunması her zaman yeterli olmayabilir.
Özellikle estetik cerrahide bu konu daha hassastır. Çünkü estetik müdahalelerde hastanın beklentisi çoğu zaman yalnızca sağlık değil, görünüm ve memnuniyet sonucuna ilişkindir. Bu nedenle hastaya sadece genel cerrahi risklerin değil, estetik sonucun kişiden kişiye değişebileceği, simetri farkları, iz, revizyon ihtimali, iyileşme süreci, beklenti-gerçeklik farkı gibi hususların da açıkça anlatılması gerekir.
Sağlık turizmi dosyalarında ise bu tabloya bir de dil bariyeri eklenir. Yabancı hastaya Türkçe onam formu imzalatılması, tek başına yeterli güvence sağlamaz. Hastanın hangi dilde bilgilendirildiği, tercümanın kim olduğu, tercümenin profesyonel........
