Güvencesiz üniversite, suskun üniversite!
Geçtiğimiz hafta çoğunlukla akademisyenlerden oluşan; aralarında sosyologları, felsefecileri, kadın araştırmacılarını temsil eden örgütlerin olduğu 11 önemli kuruluş, Oklahoma valisi ve senatosuna bir yazı gönderdi. Yazıda iki vurgu vardı: Oklahoma’daki yükseköğretim kurumlarında kadrolu öğretim üyeliğini ortadan kaldıran valilik kararnamesi geri çekilmelidir. İkinci olarak, tüm kamu yükseköğretim kurumlarında öğretim üyelerine kalıcı kadro verilmesini sona erdirecek Oklahoma Senatosu’ndaki (SB 1782) öneri kabul edilemez.
Bu gelişmeleri, oldum olası sağcıların ağır bastığı bir eyalet ile sınırlı gibiymiş gibi görmek veya göstermek büyük bir yanlış olur. Oklahoma’daki gelişmeler çok ciddi bir saldırı dalgasının parçası. ABD siyasi iklimi, artık faşizan düşüncelerin kolaylıkla ve sıklıkla dile getirilmesine izin veriyor. Daha kötüsü, artık faşizan düşünceler bütünlüklü bir siyasi program olarak öne sürülmüş durumda ve “güçlü başkan modeli” tarafından hiç çekinmeden yürürlüğe konuluyor. Cumhuriyetçi Parti ılımlı kişilerin pek barınamadığı, “tek adam” peşinden gitmeyi siyaset sayanların aracına dönüştü. Sonuçta, ülke çapında her tür demokratik mekanizma açık saldırı altında.
Oklahoma’daki üniversitelere yönelik saldırı başka eyaletlerde de gündemde. Bu saldırı, üniversitelerin tümüyle sermaye güdümüne girmesi için başlatıldı ve sürdürülüyor. Özgür üniversite, muhalif üniversite ya da toplumsal hareketlerle güçlü bağları olan üniversite anlayışının tümüyle yok edilmesi isteniyor. Bu büyük tehlike, hiç kuşkusuz, aslında tüm dünyayı ilgilendiriyor.
Son on yıl içerisinde üniversitelerin ve aslında tüm okulların sol siyasetin hegemonyasından kurtarılması, gericiliğin en güçlü taleplerinden birine dönüştürüldü. Bu talepler Cumhuriyetçilerin denetimindeki meclis veya senatolarda sıradan bir gündem oldu. Bu saldırıları sürdürenler, üniversitelerin “Amerikan” olmayan düşüncelerle dolu kuruluşlara dönüştürüldüğünü iddia ediyorlar. Türlü çeşitli kötü düşünceleri ve hatta yaşam tarzlarını bağırlarına basan bu kuruluşların merkezinde ise akademik kadro yer alıyor. Kötülüklerin baş öznesi akademisyenler! Öğretim üyeleri, “ömür boyu iş güvencesi” ile şımartılmış ve kesinlikle hadlerini bilmeyen bir kesim olarak sunuluyor. Şımartılmış ve haddini bilmeyen öğretim üyelerinin varlığı ise yapısal bir sorun çünkü güvenceli çalıştırılıyorlar; yani kalıcı kadroları var. Üniversiteler, “Amerikan” olmayan düşünceleri kendilerine iş edinmiş bir “entelektüel bir kesim” için “istihdam cenneti”. Bu cennetin artık onların elinden alınması gerekiyor.
Üniversitelerin hizaya getirilmesi, “Amerikan” varlığı için yaşamsal bir görev. Bu nedenle, Cumhuriyetçilerin denetimindeki eyalet meclislerinde öğretim üyelerinin kadro güvencesini ortadan kaldırmaya, kısıtlamaya veya “üniversite reformu” yapmaya yönelik yasa tasarıları gündeme getiriliyor. 2023’ten bu yana Kuzey Dakota, Florida, Teksas, Iowa, Kansas, Louisiana, Ohio ve Kuzey Carolina eyaletlerinde kalıcı kadrolara, yani güvenceli istihdama sınırlandırmalar getirilmek için veriler çabalar, ya tasarıların kabul edilmemesi ya da kadrolu çalışma uygulamasının en önemli parçalarının aynen kalacağı şekilde kabul edilmesiyle istenen sonucu vermedi.
Bu başarısızlıklar ardından üniversitelere yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatıldı. Yeni saldırılar Oklahoma dışında Tennessee, Kansas, Kentucky ve Alabama’da sürdürülüyor. Oklahoma’daki olumsuz gelişmeler diğer eyaletlerdeki saldırılara güç veriyor.
Üniversitelere yönelik saldırı kampanyası Türkiye’den bakıldığında gayet tanıdık. Üniversitelerin “yerli ve milli” olmayan düşüncelerle doldurulduğunu; bunun sorumlusunun “organik” olmayan, hatta “kökü dışarıda” olan akademisyenler olduğunu çok söylediler. Üniversitelerin bu “yerli ve milli” olmayan kesimin yuvalandığı ve kadrolandığı bir “istihdam cenneti” olduğunu da. 12 Eylül rejiminin kurduğu ilk kurumun üniversiteleri dize getirmeyi, toplumsal hareketlerle güçlü bağları olan üniversite anlayışını yok etmeyi amaçlayan YÖK olması rastlantı değildi. YÖK kurulduktan sonra özel üniversitelerin önünün açılması, ilk özel üniversitenin bizzat ilk YÖK başkanı tarafından kurulması da. Özel üniversiteler kalıcı kadro ile çalışmayı, yani iş güvencesini kaldırmak için getirildi. İş güvencesinin yok edilmesi akademik özgürlüğün ortadan kaldırılmasını sağlayacaktı. Sağladı da. Bugün Türkiye’de akademik özgürlükten söz edilemez. Ortadaki büyük tehlike, tüm dünyayı ve tüm üniversiteleri ilgilendiriyor. Amaçlanan, üniversiteleri susturmak.
