menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müsaadenizle, biraz Cengiz Özkan

32 0
28.10.2026

Eski bir hikâyedir: Üniversitenin biri “deve” hakkında beynelmilel bir yarışma açmış. Çeşitli milletlerden başvuranlar olmuş. İngiliz araştırmacı, kıtaları gezmiş ve Deve ve Dünya adlı bir kitap yayınlamış. Fransız, Deveye Dair diye varoluşsal, spritüel bir yazı yazmış. Alman kütüphaneye kapanmış, içinde deve kelimesinin geçtiği bütün kitap ve makaleleri tarayan on ciltlik bir bibliyografya çıkartmış. Türk de hemen kaleme sarılıp yazısının başlığını atmış: Deve ve Türkiye Meselesi.

Az gelişmiş ülke aydınının gerçeği budur işte; her şeyi illa memleket meselesine bağlayacak! Deve bahane, memleket meselesini konuşacak!

Hele ki şu günlerde, mutlaka böyle olacak. Gündem öyle ağır, öyle baskın ki, herhangi bir konuda bir şeyler yazmak için klavye başına oturduğunuzda ya heves ettiğiniz konudan utanç duyuyor, “Bunca şey yaşanırken, sırası mı şimdi!” deyip vazgeçiyorsunuz, ya da ne yapıp edip mahcubiyetinizi gidermek için ele aldığınız konuyu bir şekilde memleket gündemine bağlamaya çalışıyorsunuz.

Cengiz Özkan, yeni bir türkü albümü yayınladı, ismi “Hatıra”. Öyle güzel ki! Bu vesileyle Özkan hakkında konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor insan. Ama işte memleket gündemi! O her şeyin üzerinde, her şeye baskın geliyor. Yazının başlığını hikâyedeki gibi atası geliyor insanın: Cengiz Özkan’ın Yeni Albümü ve Türkiye Meselesi.

Bu işin şakası tabi. Ama ciddi olarak şunu söyleyebilirim: Şu yolsuz, adaletsiz günlerde yeni bir Cengiz Özkan albümünün çıkıp gelmesi bir şans. Neredeyse nefessiz kaldığımız bir anda derin bir soluk aldırıyor; hep çöllerde geçen yolculuğumuzda bizi çiçekler içinde yemyeşil bir bahçede ağırlıyor. Hemen bırakıveriyoruz kendimizi, oh! Ve sonra, nasıl oluyorsa, birdenbire bu dünyada bizi iyi şeylerin beklediğine inanıyoruz. O yüzden şimdi müsaadenizle biraz Cengiz Özkan.

Cengiz Özkan’ı bilen bilir. Pürüzlü sesinde cana yakın bir güzellik, içe kazınan bir sahicilik vardır. “Ses telleri gırtlağında değil, yüreğinde” derler onun için. Belki bu yüzden, kolaylıkla tanınabilen kendine has bir sestir o. Söyleyiş tarzı tevazu ile yüklüdür. Gürültücü müzik endüstrisinin ses ve saz azmanlığından, seda ve nağme müsrifliğinden uzakta, sade ve gösterişsiz söyler türkülerini. Son albümü “Hatıra”da türkülerini yine “yeni doğmuş bir bebeği taşır gibi” özenle, usul usul söylüyor. Galiba onun özgün başarısı bu gösterişsizliğinde; bu sayede çalıp söylediği her ezgiyi çok yüce duyguların sahici ifadesine döndürebilmesinde. Sesinin sadeliğinde, yorumunun sahiciliğinde dolaysız insanı açığa çıkaran bir çıplaklık var.

Türküleri daha önce hiç söylenmediği kadar güzel söylüyormuş gibi geliyor insana. Şüphesiz bunda bağlama çalıştaki ustalığının da payı var. Başka sazlardan, başka seslerden daha önce dinlediğiniz türküler onun sazında onun sesinde yepyeni bir duyguya bürünüyor. Söylediği her türkü, gösterişsiz ve mütevazı yorumuna rağmen, kulvarındakilere hiç benzemeyen bir........

© Evrensel