Bilezik
Sevim teyze. 92 yaşında. İlkokula başlarken ’40’ların başında evleri yanmış Fener yangınında. Zor bela akrabalarının yanına yerleşmişler. Biraz toparlayacak gibi olmuşlar ama bu kez dünya savaşı kapıya dayanmış. Çocukluğundan aklında kalanlar, siren sesleri, kardeşinin ağlaması, arkadaşı Despina ve karanlık geceler.
Sonra evlenmiş, kendi gibi siren sesleri, karartılmış geceler, ekmek yokluğunda doğmuş, büyümüş Abdullah amca ile. Adettendir diye, o yoklukta boşanma değeri 2 çift bilezik belirlemiş mahallenin imamı ama koluna 1 çift takabilmişler. O gün bu gün bileziklerin biri kolunda. Diğerini kızının koluna takmış düğününde. Dolu bilezik. 20 gram. Hayali, ölünce Aşiyan Mezarlığına gömülmek ama 1 bilezikle mümkün mü? Nereye derlerse oraya. Mezar yerleri bile sınıflanmış. Ölene soruyorlar, “Kaç paran var” diye. Ne desin ölmüş işçi? Sağlığında söylemiş de kim dinlemiş? Kendisini döven ile birlikte kim bilir nereye?
Abdullah amca ölünce bir başına, bir maaşla kalmış orta yerde, 3 çocuk ile birlikte. Zorlanmış, uğraşmış ama tek bileziğini satmamış, ölünce kimsesizler mezarlığına gömülmeyeyim diye..
Şimdi birileri çıkmış, Sevim teyzenin 20 gram bileziğine göz dikmiş “Yastık altı altın” diye.
“Derelerimizi kuruttular doymadılar, ormanlarımızı talan ettiler doymadılar, yaylalarımızın altını üstüne getirdiler doymadılar, fabrikalarımızı adamlarına verdiler doymadılar, kabağı 180, patlıcanı 100 lira yaptılar doymadılar, emekliye 20 verirken bana ‘dul’ diye 15 bin verip her ay 5 binimi yiyip doymadılar. Bayramda her emekliye 4 bana ‘dulum’ diye 3 verdiler, benim 1000 liraya tenezzül ettiler doymadılar. Şimdi köprüyü satacaklar yine doymayacaklar. Benim bileziğimi yemeden doymayacak bunlar. Aşiyan Mezarlığına gömeceklerse vereyim. Ama biliyorum bileziğimi yiyecekler beni de kim bilir hangi kimsesizler mezarlığına gömecekler. Allah bunları nasıl biliyorsa öyle yapsın.” diyor Sevim teyze.
