menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanayide önlenemeyen gerileme

21 6
19.02.2026

Korkum, dünyada borçlanma şartlarının iyileşmesiyle birlikte Türkiye’nin de dış borçlanmasını artırarak bu konudaki rehavetini devam ettirmesi.

Türkiye’nin en azından bulunduğu coğrafya içerisinde (ki, bu dikta rejimleriyle yönetilen ve, ya doğal kaynaklarla, ya da son döneme kadar Rusya’nın desteğiyle ayakta duran Arap ülkelerini ve Türki cumhuriyetleri kapsar çoğunlukla) sanayisi nisbeten gelişmiş bir ülkedir. Öte yandan, ara mallarındaki yüksek dışa bağımlılığımız nedeniyle tam sanayileşmiş bir ülke de sayılmayız. Kendimizi sanayide “orta teknoloji” tuzağına yakalanmış bir ülke olarak görebiliriz. Ancak bugünden sonra arayı kapamamız daha da zor olacağa benziyor.

Bundan 20 yıl kadar önce, dünyada kalkınmada sanayinin önemini kaybetmeye başladığı ve ekonomilerde artık hizmetler sektörünün önem ve ağırlık kazandığı şeklinde bir görüş belirmişti. Bugün geldiğimiz noktada ise aslında sanayinin önemini kaybetmediğini ve tam sanayileşememiş veya İngiltere gibi sonradan sanayisizleşmiş ekonomilerin zor durumda kaldıkları/kalacakları fikri yaygınlaşıyor. “Hizmetler ekonomisi" iyimserliği, bugün yerini daha stratejik ve üretim odaklı bir gerçekçiliğe bırakmış durumda.

 Gözden kaçan 3 önemli detay

2000'lerin başında, fabrikaların gelişmekte olan ülkelere kaymasıyla gelişmiş ülkelerin "bilgi ve hizmet" odaklı bir refah toplumuna dönüşeceği düşünülüyordu. Ancak bu süreçte üç önemli detay gözden kaçırıldı:

- Hizmetlerin Sanayiye Bağımlılığı: Bugün "hizmet" dediğimiz pek çok sektör (yazılım, lojistik, mühendislik, tasarım) aslında doğrudan imalat sanayisine hizmet vermekte. Fabrika yoksa, o fabrikanın yazılımına veya........

© Ekonomim