menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk jet set’ini ve lahmacun endeksini yaratan “Kral Büyük Knut’un” hikayesi

111 0
12.04.2026

1984 yılının Temmuz ayında bir grup aydın Türkbükü’nün hemen girişindeki “Eda Pansiyon”da kalıyordu. 12 Eylül hâlâ etkisini sürdürüyordu. O günlerde Türkbükü, parası olmayan aydınların Cape Cod’u gibi bir yerdi. 1940’lı yıllarda Truman Capote, Jackson Pollock, Mark Rothko, Milton Avery, Edward Hopper, Tennessee Williams, Eugene O’Neill, Norman Mailer, Mary McCarthy gibi Amerikalı aydınların, ucuz olduğu için yazlarını geçirdikleri Cape Cod sahili gibiydi.

1980’LER TÜRKBÜKÜ’NDE BİR PANSİYONUN MİSAFİRLERİ

Eda Pansiyon, tuvalet ve duşları dışarıda olan küçük 7-8 odadan ibaret bir pansiyondu. Sazlardan yapılmış gölgeliğin altında küçük bir barı vardı. Selahattin Hilav her gün öğleye doğru o barın köşesine oturur, gece yarısı 3’e kadar kalkmazdı. Özdemir İnce ve eşi yazar ve çevirmen Ülker İnce, felsefe öğretim üyesi Şahin Yenişehirlioğlu, eşi sanat tarihçisi Filiz Yenişehirlioğlu… Ben ve eşim Tansu da aynı pansiyondaydık.

AYNI PANSİYONDA EN ÜNLÜ GONZO’NUN ARKADAŞI

Aynı pansiyonda, dünyanın en ünlü kara mizah çizer ve yazarlarından biri, Ralph Steadman da vardı. Ünlü gonzo yazarı Hunter S. Thompson’un en yakın arkadaşıydı. Thompson’la birlikte Rolling Stone dergisi için o ünlü Route 66 yazılarının illüstrasyonlarını o yapmıştı. En ünlü illüstrasyonlarından biri ise daha sonra Johnny Depp ve Benicio del Toro’nun oynayacağı “Fear and Loathing in Las Vegas” (Vegas’ta Korku ve Nefret) filminin konusu olacak olan kült kitaba yaptıklarıdır. O filmden sonra Johnny Depp’in çok iyi arkadaşı olacaktı. Ralph Steadman, Hürriyet Karikatür Yarışması’nın jüri üyesi olarak Türkiye’ye gelmiş ve orada arkadaş olmuştuk.

HAFIZAMDAKİ BİR ÇİZGİ ROMAN: PLAJIN UCUNDAKİ KAFE

O günlerde elimde bir Fransız çizgi romanı vardı. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü o kitabın galiba ilk sayfasındaki bir cümle hafızamda hâlâ duruyor: “Cafe au bout du plage…” Plajın ucundaki kafe…

O yaz Türkbükü’nün öteki ucundaki derenin üzerinde eski köprünün öteki tarafına hiç geçmemiştik. İşte o plajın ucunda, daha sonraki yıllarda bir Bodrum efsanesi hâline gelecek bir kafe-restoran açılacağı da aklımızdan bile geçmiyordu. Çünkü biz o dönemin “Türkiye Cape Cod’u” aydınları için Türkbükü’nün sınırları o küçük köprüde bitiyordu. Yıllar sonra o köprünün öteki tarafında açılacak bir mekânın ismi sadece benim değil, dünyanın hafızasına girecekti.

MAÇAKIZI’NIN HİKÂYESİ AYNI ZAMANDA TÜRK BURJUVAZİSİNİN BODRUM’U DEVRALMA HİKÂYESİDİR

Benim için “Maçakızı’nın” hikâyesi 1984 yazında başladı. Bu hikâye aynı zamanda Türkiye burjuvazisinin, Bodrum’u ilk müdavimleri olan parasız 12 Mart ve 12 Eylül sanatçı, gazeteci, yazar ve aydınlarının elinden alıp, orada bir İbiza yaratmalarının tarihidir. Bu hikâyenin başında da Bodrum’un ilk müdavimlerinden hayat dolu müthiş bir kadın var.

HAYAT DOLU BİR KADININ BODRUM AZMAKBAŞI’NDA BAŞLAYAN HİKÂYESİ

Ayla Emiroğlu… 60’lı yılların sonu ve 70’lerin başında Bodrum’a ilk gelen İstanbullulardan. Maçakızı’nın hikâyesi onunla başlıyor ama oraya gelinceye kadar uzun bir yolu var.

İlk mekânını 1977’de Azmakbaşı’nda açıyor. Daha sonra 1980’de Gümbet’te ve 1990’da Torba’da Bodrum’un ilk “beach club”ını açıyor. 1995’te ilk Maçakızı Gölköy’de geliyor. 2000’de ise Türkbükü’nde bugünkü efsane Maçakızı doğuyor. Yani bugünkü Maçakızı bir milenyum çocuğu.

BİR SERGIO MENDES ŞARKISI İLE BAŞLAYAN YEMEKLER

İlk müdavimler kadar parasız değil ama onlar kadar idealist bir kadın. İlk müdavimler arasındaki lakabı “Queen of Spades.” Yani “Maçakızı…”

Geçen hafta dünyanın en prestijli sanat yayın kuruluşlarından biri olan Assouline’den lüks baskı bir albüm geldi. Adı “Maça Kızı”ydı. Bodrum’un küresel şöhrete sahip efsane mekânını anlatan harika bir albümdü. Yazarı da Condé Nast’ın en önemli seyahat editörlerinden biri olan Melinda Stevens.

Hikâye 1977 yılında Ayla Emiroğlu’nun Türkbükü’nün ucundaki o yerde açtığı küçük bir kafe-lokanta ile başlıyor. Yerel sebze ve deniz ürünlerinden yapılan yemekleri sunan ama gün boyu kafe olarak çalışan bir mekân. Yemek hazır olduğunda çalan çanı ve Sergio Mendes’in “Fanfara” şarkısı ile dönemin ilk müdavimlerinin hafızasına giren bir mekân.

MAÇAKIZI’NIN İKİNCİ SAHNESİ WASHINGTON’DA BAŞLIYOR

“Plajın ucundaki kafe”de başlayan bu küçük hikâye işte bugünün Maçakızı’nı yarattı. Şimdi artık ailenin ikinci nesli bu hikâyeyi sürdürüyor.

Ben Ayla Emiroğlu ile tanışmadım. Oysa benden önceki nesilden, mesela Onur Öymen gibi gazetecilerin büyük dostuymuş. Bugün işi sürdüren oğlu Sahir Erozan’ı ise çok iyi tanıyorum.

Sahir’le ilk defa Washington DC’de açtığı “Cities” adlı restoranda karşılaştım. Beni oraya Hürriyet’in o günlerde Washington temsilcisi Sedat Ergin’le, Cumhuriyet’in Washington temsilcisi rahmetli Ufuk Güldemir götürmüştü.

CLINTON DÖNEMİ DEMOKRATLARININ BİR NEVİ “CENTRAL PERK”İ

Washington’daki Demokratların, Clinton ve ekibinin neredeyse Friends dizisindeki “Central Perk”i gibi bir yerdi. Her akşam orada toplanıyorlardı. Sahir sadece Washington değil, New York ve California’nın da tanıdığı bir sosyal kişilikti.

ANDY WARHOL’LA ÇEKİLMİŞ BİR KARE

Kimler yok ki onun Café Med’ine, Cities’ine gelmeyen… Andy Warhol, Walter Cronkite, Bryan Ferry, Naomi Campbell, Kate Moss, Larry King, Pelé, Ted Kennedy ve daha niceleri. Dünya’nın 21’inci yüzyıla girişi sırasında Beyaz Saray’da yapılan milenyum kutlamasında Bill ve Hillary Clinton’la beraber fotoğrafları da albümde.

KRAL KNUT’LA, “BIG BLUE”NUN ENZO’SU ARASI BİR KARAKTER

Kitabın yazarı onu, sabah’tan gece yarısına kadar bir koltukta oturup puro içen, Kral Büyük Knut’la “Big Blue” filminin kahramanı Enzo arasında bir karakter olarak anlatıyor.

İSİMLERİ HİÇ AKLINDA TUTAMAYAN BİR SOSYAL MEKÂN PATRONU

“Herkes benim çok iyi bir ev sahibi olduğumu düşünüyor. Oysa berbat bir ev sahibiyim… İsimleri hiç aklımda tutamam.”

ÖYLE BİR AİLE Kİ KİMLER KİMLER YOK

“Ailemin en okumamış ferdi benim” diyor.

O İSE “DROP OUT” ÖĞRENCİ

İki kere okul bırakmış. Ama başarı hikâyesi tam da bundan sonra başlıyor.

BEGONVİLLER BAZEN BENİ CANAVAR GİBİ GÖRÜYOR

Maçakızı bir begonvil cenneti. Sahir Erozan’ın deyimiyle begonviller bazen “intikam alıyor.”

MICHELIN YILDIZLI ŞEFİN MUTFAĞINDA DOĞAN BİR LAHMACUN ENDEKSİ

Şef Aret Sahakyan’la birlikte “fun dining” anlayışı… Ve meşhur lahmacun fiyatı tartışmaları. Hatta bir “lahmacun endeksi.”

AKDENİZ’İN EN RENKLİ BARINDA DOĞAN EVLİLİKLER

Barın yöneticisi Luca Amadio… Ve sayısız aşk, evlilik, hikâye.

İBİZA TİPİ TÜRK JET SET’İ VE ROMA USULÜ PAPARAZZİ

Maçakızı aynı zamanda Türk jet set’inin doğduğu yer.

MAÇAKIZI’NIN YAZARI BU JET SET’İ ANLATIYOR

Renkli, abartılı, ama tam yerinde bir tasvir…

AĞUSTOS BÖCEĞİ ŞARKILARI ARASINDA DIRTY MARGARITA İÇMEK

Güneş, insanlar, müzik ve atmosfer…

KİTAP BİTERKEN MIRILDANDIĞIM ŞEYLER

Bu bir yazlık jet set hikâyesi. İstanbul ayağı ise bana göre Sunset.

(*) “Maça Kızı: Everlasting Summer”, Assouline, 2026


© Ekonomim