Ticaret anlaşmaları artık sadece ticaretle ilgili değil
Bugün gelinen noktada küreselleşmenin sona erdiğini söylemek doğru değil. Ancak küreselleşmenin niteliğinin değiştiği açık. Dünya ekonomisi tamamen korumacılığa yönelmiyor; aksine daha seçici, daha stratejik ve daha güvenlik odaklı bir entegrasyon modeline evriliyor. Ticaret anlaşmaları da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.
Çin, pek çok stratejik sektörde baskın konumda. Bu nedenle günümüz rekabeti yalnızca askeri veya siyasi değil; aynı zamanda teknolojik ve ekonomik bir rekabet niteliği taşıyor.
Küresel ekonomi son 30 yılda büyük ölçüde serbest ticaret anlayışı üzerine inşa edildi. Ülkeler gümrük vergilerini düşürdü, şirketler üretimlerini maliyet avantajı sunan bölgelere taşıdı ve küresel değer zincirleri dünya ekonomisinin temel omurgası haline geldi. Ancak bugün içinde bulunduğumuz uluslararası ortam, bu modelin ciddi bir dönüşüm geçirdiğini gösteriyor. Artık ticaret politikaları yalnızca ekonomik verimlilik veya pazar erişimi üzerinden şekillenmiyor; teknoloji, güvenlik ve jeopolitik rekabet de en az ekonomi kadar belirleyici hale geliyor.
Hinrich Foundation tarafından yayımlanan “Trade Deals in a Geopolitically Convoluted Era” başlıklı rapor, tam da bu dönüşüme dikkat çekiyor. Raporun temel tezi oldukça net: Günümüz dünyasında ticaret anlaşmaları artık sadece ticaret anlaşması değil. Bunlar aynı zamanda teknoloji paylaşımını, kritik tedarik zincirlerini, veri akışlarını ve ekonomik güvenliği düzenleyen stratejik araçlara dönüşüyor.
Çin, küresel ticaret sisteminin tam merkezinde ekonomik bir güç
Bu tespit, son yıllarda yaşanan gelişmeler dikkate alındığında oldukça isabetli. COVID-19 pandemisi sırasında maske, ilaç ve tıbbi ekipman tedarikinde yaşanan sorunlar, küresel değer zincirlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koydu. Ardından gelen yarı iletken krizi, otomotivden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimi aksattı. Rusya-Ukrayna savaşı ise enerji arz güvenliğinin........
