Enflasyonla mücadeleye Trakya’dan sera yatırımıyla destek
EKONOMİ Gazetesi, Trakya Temsilcisi
İstanbul’un 1453 yılında fethine kadar Osmanlı İmparatorluğu’na 88 yıl başkentlik yapan Edirne… Kurtuluş Savaşı’nın en önemli direniş noktalarından biri olan ve Ulu Önder Atatürk’ün vefat tarihi olan 10 Kasım’da (10 Kasım 1922) aynı zamanda düşman işgalinden kurtuluşunu kutlayan Kırklareli… Kişi başına düşen organize sanayi bölgesi (OSB) metrekare büyüklüğünde Türkiye birincisi olan Tekirdağ…
Bu üç il, İstanbul ile birlikte Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki şehirlerini oluştururken; turizmden tarım ve hayvancılığa, süt ve süt ürünleri üretiminden beyaz eşya, tekstil, hazır giyim, makine ve döküm sektörüne uzanan geniş ekonomik yelpazeleriyle ülkenin en yüksek potansiyel taşıyan bölgeleri arasında yer alıyor.
Özellikle Tekirdağ başta olmak üzere Kırklareli ve Edirne, İstanbul’un yazlık tercihlerinde ilk sıralarda yer alırken; doğa ve tarih turizmiyle öne çıkıyor. Bununla birlikte, pandemi sonrasında bu iller aynı zamanda yoğun bir tarımsal üretim akınına da sahne oldu.
1915 Çanakkale Köprüsü ise yalnızca Avrupa’yı Trakya üzerinden Ege’ye bağlamakla kalmayacak; Edirne ve Tekirdağ üzerinden İstanbul’a ulaşım sürelerini de önemli ölçüde kısaltacak.
Son yıllarda Trakya’da, özellikle Tekirdağ ve Kırklareli merkezli dikkat çekici bir gelişim yaşanıyor. Bu gelişimin en önemli dinamiklerinden biri ise keşfedilen jeotermal kaynaklar. 2014 yılında Kırklareli’nin Asilbeyli Köyü’nde ortaya çıkarılan termal kaynaklar başta olmak üzere, bölgedeki jeotermal potansiyel; hem turizm hem de seracılığa dayalı tarım açısından büyük bir gelecek vadediyor.
EKONOMİ Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın geçtiğimiz yıl Tarım Gazetesi’nde yayımlanan kapsamlı çalışması da bu dönüşüme ışık tutuyordu. Türkiye’de seracılık haritası değişiyor. Artık elektrikle yapılan seracılığın maliyeti üreticiyi ciddi şekilde zorlarken, yeni ve daha sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak jeotermal ön plana çıkıyor.
Afyonkarahisar, Kütahya, Nevşehir, Kayseri ve Yozgat gibi illerin yanı sıra Van ve çevresi de jeotermal kaynaklarıyla seracılığın yeni merkezleri haline gelirken, Trakya da bu dönüşüme güçlü bir şekilde dahil oluyor.
Özellikle Kırklareli ve Tekirdağ’ın Saray ilçesi çevresinde keşfedilen jeotermal kaynaklar, seracılık yatırımlarını hızla artırmış durumda. Bölge, bu alanda yeni bir üretim üssü olma yolunda ilerliyor.
Yıllardır dile getirilen bir gerçek var: İstanbul, tarımsal ihtiyaçlarını karşılamak için en yakınındaki üretim bölgelerini, yani başta Trakya’yı daha etkin kullanmalı. Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Çetin’in de sıkça vurguladığı gibi, doğru planlamayla İstanbul’un tarımsal ihtiyacının büyük bölümü Trakya ve çevresinden karşılanabilir.
Bugün dünyada uzun mesafeli ticaret, yarattığı karbon ayak izi nedeniyle yeniden sorgulanıyor. Türkiye’de de muzun Ekvator’dan değil, Anamur’dan gelmesi gerektiğini savunanların sayısı hızla artıyor.
Benzer şekilde, Antalya’dan İstanbul’a gönderilen bir kamyon domatesin hale ulaşana kadar yaklaşık yüzde 30’unun zayi olduğu gerçeği, hem maliyetleri artırıyor hem de doğrudan sofralara enflasyon olarak yansıyor.
İşte tam bu noktada Trakya’nın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.
Tarihi ve kültürel zenginliğiyle birlikte turizm, ticaret ve sanayiyi bir arada barındıran Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne; çok yakın bir gelecekte seracılık üzerinden yürütülen tarımsal üretimle İstanbul’a daha da yakınlaşacak.
Trakya’da hızla gelişen seracılık faaliyetlerinin, yalnızca bölge ekonomisine değil, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesine de önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
