menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MUHTAR SÜLEYMAN’IN SON BAKIŞI

31 0
30.10.2026

Bir hazan vaktiydi. Dondurucu soğukların geleceğini belli eden serin bir rüzgârla birlikte dalına ağır gelen yapraklar birer birer koparak süzülürcesine gökyüzünde uçuşuveriyordu. Köyün sessizliğini bozan, çocukların cıvıltısı oldu.

Anadolu’nun şirin köylerinden birinde okula gitmek için evlerinden çıkan öğrenciler köyün meydanında buluştu. Hepsinin de elinde annelerinin salça sürüp soğan kattığı yufkadan dürüm vardı.

Çoban Salih her sabahki gibi koyunlarını güderken öğrencilerle karşılaştı: “Keratalar” diye takılıp, okumalarını öğütledi: “Bu köyün büyük insanlara ihtiyacı var” diye de ekledi.

Çocukların en büyük hayali köyden kurtulup büyük şehirlere gitmekti. Orada ne olacaklarını henüz düşünmemişlerdi. Abdullah’ın ise bir hayali vardı. Bunu da her fırsatta söylüyordu: “Ben büyüyünce kasabaya belediye başkanı olacağım. Köyüme tuvalet yaptıracağım.”

Köyde ortaokul olmadığı için beşinci sınıfı bitiren öğrenciler her gün 5 kilometrelik kasaba yolunu tepmeleri gerekiyordu. Bir de bunun akşam dönüşü vardı.

Öğrenciler tam kasabanın girişinde bir gariplik sezdiler. Yollara barikat kurulmuş, askerî araçlar bir o yana bir bu yana gidiyor. Barikatın önünde elinde kocaman silahlarla askerler durmuştu. Buralarda yol kontrolü olmazdı. Kontrolün olması için önce bir yolun olması gerekti.

Öğrenciler ne olabileceğini tartışırken, askerin gür sesi duyuldu: “Durun!” Durdular. Yürüyecek halleri de kalmamıştı. Konuşacak halleri de. Korkudan hepsinin ödü patlamıştı gibiydi.

Asker otoriter sesiyle devam etti, “Nereye gidiyorsunuz, ne işiniz var burada, dönün!”

“Okula.” dedi Abdullah. “Okul mokul yok”, diye tersledi asker. “Nasıl yok” diye itiraz etti Abdullah,........

© Diriliş Postası