menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Davos ve 'öfke'

13 0
01.02.2026

Tarihçi Eric Hobsbawm, 1960’larda Büyük Britanya Komünist Partisi’nde dilden dile dolaşan bir espriden söz eder: “Sosyalizm diye bir şey var, çünkü kendine sosyalist diyen insanlar var. Kapitalizm diye bir şey yok çünkü kimse kendisine kapitalist demiyor.”

Bu espri, bir yandan, bir düşünce olarak sosyalizmin ancak insan aktörlerle hayat kazanacağını söylerken, diğer yandan kapitalizmin insan aktörleri saklayan sistematik özelliğini vurguluyor. Aynı zamanda, örgütlü sosyalist hareketler karşısında ‘insan’ kapitalistlerin gizlendiğini dile getiriyor. Kapitalistler sanki tepkiden korktuğu için, ‘Kimse bizi görmezse kimse bize karşı çıkmaz‘ gibi bir temenni içinde.

Davos’ta kapitalist elitler uzun zamandır toplanıyor. Kapitalizm, şiddeti bir yandan görünmezleştiren, kendi kendine işleyen uçsuz bucaksız bir sistem olarak işlese de Davos’ta kendisine kapitalist demekle kalmayıp çok büyük kapitalist olan beyaz Batılı erkekler boy gösteriyor. Demek ki kapitalizm diye bir şey var!

19- 23 Ocak’ta Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda ‘çatlak’ sesler vardı. BlackRock küresel yatırım firması CEO’su Larry Fink, Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz, sonunda sistem çatırdar” dedi.

Fink’e göre ‘sürdürülemez uçurum‘ olarak nitelediği bu durumu düzeltmenin tek yolu ise ‘halkı büyümenin sadece kurbanı veya seyircisi olmaktan çıkarıp bu yeni zenginliğe ortak etmek‘. Aksi takdirde, diye uyardı Fink, “Adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı sarsacak”.

1960’lardaki parti üyeleri 2026’da bir kapitalistin, kapitalizmin sürdürülemez olduğunu haykıracağını öğrenselerdi ne düşünürlerdi? CEO’nun ‘sürdürülemez’ tespitine katılırlardı ama bunu kendilerinden birinin değil de bir kapitalistin söylemesine belki de şaşırırlardı.

Aslında belki de şaşırmazlardı bile, çünkü kapitalizm içinde kazancı yeniden bölüştüren ‘restoratif’ eğilimler her zaman olmuştu. 1929 Büyük Buhranı ardından Keynes, kamu harcamalarıyla işçi sınıfına refah sağlayarak kurtarmıştı kapitalizmi. Bunu bilen partililer Fink’in sözlerini ‘restorasyon’ çağrısı olarak okurlardı sanırım; kapitalizme dokunmadan kapitalizmi kurtarmak.

Dünya Ekonomik Forumu’ndaki çatlak sesler Fink’le sınırlı kalmadı. Küresel entegrasyonun artık işlemediğini vurgulayan Kanada Başbakanı Mark Carney, “Bir geçiş döneminde değiliz, bir kopuşun tam ortasındayız” dedi. Aşırı küresel entegrasyonun ülkeler üzerinde baskı yarattığını söyleyen Carney, gümrük vergileri ve finansal altyapının bizzat........

© Diken