menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mithat Güdü Din mi ticaret mi? Cemaat mi, örgüt mü?

14 0
23.08.2026

Soruşturmaların Ardındaki Gerçek: Operasyon Dîne Değil Ranta!

Din üzerinden menfaat devşirmek ve insanları Allah’ın adıyla kandırmak, dindarlığa yapılabilecek en ağır kötülüktür.

Kutsal Olan Dînin Kendisidir, Hiçbir Cemaat Veya Lider Değil!

​Alihan Kuriş ve yönetimi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 17 ilde gerçekleştirilen operasyonun ardından bazı çevreler meseleyi “AK Parti dînî cemaatlere operasyon yapıyor” şeklinde sunmaya başladı.

​Önce şu ayrımı doğru yapalım:

​Bir dînî topluluğa mensup olmak suç değildir. Bir cemaat veya gönüllü sivil oluşumun varlığı da suç değildir.

​Suç varsa soruşturulur; delil varsa yargılanır; suç sabit olursa cezalandırılır.

​Nitekim mevcut soruşturmanın kamuoyuna yansıyan çerçevesi, bir dînî inancın veya ibadet biçiminin değil; çıkar amaçlı örgütlenme, malî hareketler ve şirketler üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen hukuka aykırı faaliyetlerin araştırılmasıdır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, 17 ilde 123 adresi kapsayan arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, 33 şirket de incelemeye alınmıştır. Dosyadaki MASAK analizlerinde de dikkat çekici finansal hareketlere ilişkin tespitlerin bulunduğu bildirilmiştir. Ancak soruşturma aşamasındaki iddiaların tamamının kesinleşmiş suç olarak kabul edilmemesi gerektiğini de özellikle belirtmek gerekir.

​Dolayısıyla mesele “dînî cemaatlere operasyon” değildir.

​Mesele, dînî kimliğin suç teşkil eden faaliyetlere kalkan yapılıp yapılmadığıdır.

​Eğer bir yapı gerçekten din hizmeti yapıyor, insanları iyiliğe, ahlâka, ilme ve dayanışmaya çağırıyorsa; devletin hukuk düzeni içinde faaliyet göstermesinden ve denetlenebilir olmasından neden korkulsun?

​Ama “dînî cemaat” adı altında;

* ​Hukuka aykırı malî faaliyetler yürütülüyor,

* ​Şirketler ve vakıflar üzerinden şeffaf olmayan para trafiği oluşturuluyor,

* ​Bağışlar amacı dışında kullanılıyor,

* ​Kişisel veya örgütsel menfaat sağlanıyor,

* ​Liderlik sorgulanamaz hâle getiriliyor,

* ​Mensuplardan mutlak itaat bekleniyor,

* ​Devlet kurumlarının yerine paralel bir otorite oluşturulmaya çalışılıyor

​ise bunun sorgulanması “dîne operasyon” değil, hukukun gereğidir.

​Çünkü suçun mezhebi, tarikatı, cemaati, ideolojisi ve rengi olmaz.

​Suç, kim tarafından işlenirse işlensin suçtur.

​ASIL TEHLİKE NEREDE?

​Burada daha büyük bir meseleyle karşı karşıyayız.

​Dînî kimlikle hareket eden bazı yapıların yönetimlerinde ortaya çıkan suistimaller yalnızca o yapının mensuplarına zarar vermiyor. Aynı zamanda toplumun dîne, dindara, dînî kurumlara ve dînî hizmetlere duyduğu güveni de zedeliyor.

​Bir kişinin yaptığı yanlış, bazen bütün bir topluluğa mâl ediliyor.

​Bir yapının yöneticisinin yaptığı suistimal, bütün cemaatlere duyulan güveni sarsıyor.

​Bir dînî oluşumun kapalı ve hesap vermeyen yapısı, başka hiçbir suçu olmayan samimi insanların da zan altında kalmasına yol açıyor.

​İşte bu nedenle din adına yapılan yanlışlar, sadece hukukî bir problem değildir; aynı zamanda dînin toplumdaki itibarını yaralayan........

© Akasyam