menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Halil MERT Askeri darbe ne ki!

29 0
17.07.2026

Bir milleti yıkmanın tek yolu tanklar değildir.

Hatta tarih göstermektedir ki, tanklarla yapılan darbeler çoğu zaman yıllar içinde sona erer; anayasa değişir, hükümetler değişir, kurumlar yeniden yapılanır ve devlet kendisini zamanla toparlayabilir.

Fakat bir milletin zihin dünyasına yapılan darbeler çok daha uzun ömürlüdür. Çünkü fikir darbeleri devleti değil, milletin ortak hafızasını hedef alır. Askerî darbeler yönetimleri değiştirir; fikir darbeleri ise insanların birbirine bakışını değiştirir. Bunun etkisi bazen onlarca yıl, hatta nesiller boyunca devam eder.

İşte bu nedenle psikolojik harp uzmanları, modern çağın en etkili silahının artık tanklar değil; algı yönetimi, etki operasyonları, propaganda ve toplum mühendisliği olduğunu ifade etmektedir.

1.        Giriş: Görünmez İşgal ve "Zihinsel Darbeler" Teorisi…

Zihin Darbeleri Nasıl Yapılır?

Bir ülkeyi parçalamak isteyenler önce onun ortak kimliğini tartışmalı hâle getirir. Sonra ortak tarihini sorgulatırlar. Ardından ortak değerlerini birbirine rakip gösterirler. En sonunda ise aynı milletin evlatlarını birbirine düşman hâline getirirler.

Bundan sonra artık dışarıdan işgal ordusu göndermeye gerek kalmaz. Çünkü toplum kendi içinde bölünmüş, birbirine güvenini kaybetmiş ve enerjisini kendi iç kavgasında tüketmeye başlamıştır.

İşte psikolojik harbin en büyük başarısı budur.

Ayrıştırma Stratejisi

Bir milleti yönetmenin en kolay yolu onu küçük kamplara ayırmaktır. Önce ikiye... Sonra dörde... Sonra sekize... Ve sonunda herkes birbirini tehdit olarak görmeye başlar.

Türkiye'de uzun yıllardır farklı dönemlerde şu ayrımların derinleştiğine şahit olduk:

Türk – Kürt, Sağ – Sol, Alevî – Sünnî, Laik – Muhafazakâr, Milliyetçi – İslamcı, Cumhuriyetçi – Osmanlıcı…

Bu ayrımların her biri farklı tarihsel süreçlerden beslenmiştir. Ancak ortak sonuç, toplumsal müştereklerin zayıflaması ve ortak hedefler etrafında birleşmenin zorlaşması olmuştur.

Fikir Darbeleri Neden Daha Tehlikelidir?

27 Mayıs geçti. 12 Mart geçti. 12 Eylül geçti. 28 Şubat geçti. 15 Temmuz darbe girişimi milletimizin direnişiyle başarısızlığa uğratıldı. Ancak bu dönemlerde toplumun zihnine yerleştirilen önyargılar, kutuplaşmalar ve karşılıklı güvensizlik duygusu hâlâ yaşamaktadır.

Fakat zihinlere yerleştirilen ayrışma yıllarca yaşamaya devam eder.

Siyaset bilimi ve yakın tarih okumalarında "darbe" denildiğinde akla ilk gelen resim; sokaklara inen tanklar, namluları sivil iradeye çevrilmiş silahlar ve bildiri okuyan üniformalı askerlerdir. Oysa bu fiziksel darbeler, devlet mekanizmasını hedef alan buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl yıkıcı, kalıcı ve sinsi olanı; doğrudan milletin omurgasını, sosyolojisini ve düşünce dünyasını hedef alan "zihinsel darbelerdir."

Fiziksel bir darbe anayasayı askıya alır, hükümetleri düşürür ama günün sonunda sandık yeniden kurulur ve sistem şeklen de olsa eski rayına oturur. Ancak bir toplumun zihin dünyasına, kavramlarına ve inanç kodlarına vurulan darbeler nesiller boyu sürer. Kavramların içi boşaltıldığında, ortak mukaddesler birbirini yok etmek için kullanılan silahlara dönüştürüldüğünde, toplumun "sosyal bağışıklık sistemi" çöker. Bir milleti dışarıdan askeri güçle işgal edemeyen küresel akıllar (özellikle İngiliz ve Amerikan emperyalizmi), o milletin evlatlarının zihinlerine sızarak onları kendi değerlerine ve birbirlerine düşman ederler. İşte en büyük ve en kalıcı darbe budur.

2.        Kırılma Noktası: Milliyetçi-İslamcı Ayrışmasının Tohumu (1969 Olayı)

1969 yılında Avukat Bekir Berk ile N. Mustafa Polat tarafından kaleme alınan "İslâmî Hareket ve Türkeş – Tarihî Vesikalar Işığında" adlı eser, dönemin milliyetçilik ve İslamcılık eksenli fikir tartışmalarının dikkat çeken polemik çalışmalarından biri olmuştur.

Bu eser, Alparslan Türkeş'in fikirlerini sert biçimde eleştiren metinlerden biri olarak dönemin siyasi ve fikrî atmosferinde geniş yankı uyandırmıştır.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye'deki milliyetçilik ve İslamcılık eksenli tartışmaların yalnızca siyasi rekabet olarak değil, aynı zamanda toplumun ortak zeminini etkileyen fikir mücadeleleri olarak da değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir.

Burada önemli olan geçmişi yeniden tartışmak değil; fikir ayrılıklarının kalıcı toplumsal kamplaşmalara dönüşmesinin hangi sonuçları doğurduğunu doğru okuyabilmektir.

Türk siyasi tarihinde inançlı kitleler ile milliyetçi kitleler arasına döşenen ilk büyük "ZİHİNSEL FAY HATTI", 1969 genel seçimleri öncesinde çok somut bir yayınla kırılmıştır.

O döneme kadar Türkiye’de "inançlı, yerli ve milli" dinamikler (Mukaddesatçılar ve Milliyetçiler), yükselen küresel tehditlere karşı "Milli-Mukaddesatçı" çatı altında omuz omuza duruyordu. Ancak bu birliktelik, küresel akılların yerli taşeronları vasıtasıyla hedef alındı.

•         Tarihi Belge: 1969 yılında İttihad Gazetesi Yayınları’ndan çıkan, Avukat Bekir Berk ve dönemin haftalık İttihad........

© Akasyam