AK Parti'nin 25. yılı: Türk dış politikasında yedi sütun
AK Parti'nin çeyrek asırlık dış politikası, birbirinden kopuk krizlerin veya tek bir doktrinin hikâyesi değildir. Bu dönem; Türk dış politikasının tarihsel hafızasından gelen yedi sütunun değişen dünya şartlarında yeniden kurulduğu ve stratejik özerklik arayışını taşıyan yeni bir dış politika mimarisinin oluştuğu uzun bir dönüşüm sürecidir.
Prof. Dr. Süleyman Elik/ İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Türkiye'nin dış politikasına uzaktan bakanlar, çoğu zaman birbirini dışlayan görüntülerle karşılaşır. Türkiye NATO üyesidir fakat müttefiklerinin bazı tercihlerine itiraz eder; Avrupa ile kurumsal bağlarını sürdürürken Rusya, Çin, Körfez, Afrika ve Türk dünyasıyla yeni kanallar açar. Askerî kapasitesini büyütürken arabuluculuk iddiasında bulunur; uluslararası düzenin kurumlarından yararlanırken "Dünya beşten büyüktür" diyerek o düzenin adaletini sorgular.
Bu tabloyu yalnız "eksen kayması", "Batı'dan kopuş" veya "neo-Osmanlıcılık" kavramlarıyla açıklamak kolaydır; fakat eksiktir. Çünkü değişen, Türkiye'nin bütün stratejik kimliği değil, tarih boyunca başvurduğu stratejiler arasındaki ağırlık ve terkiptir. AK Parti'nin yirmi beş yıllık dış politikasını anlamak için bu mimariyi taşıyan yedi sütuna bakmak gerekir: cihan hâkimiyeti mefkûresi, beka, anti-revizyonizm, aktif tarafsızlık, yarı-revizyonizm, çok boyutluluk ve çok yönlülük.
Bu yedi sütun birbirini her zaman tamamlamaz; zaman zaman birbirini sınırlar. Beka kaygısı güvenliği öne çıkarırken çok yönlülük yeni ortaklıklara açılmayı gerektirir. Anti-revizyonizm mevcut hukuk düzenini korumayı, yarı-revizyonizm ise aynı düzenin adaletsiz taraflarını değiştirmeyi hedefler. Aktif tarafsızlık manevra alanını büyütürken cihan hâkimiyeti mefkûresi Türkiye'ye ahlaki bir sorumluluk yükler. Dolayısıyla dış politikadaki tutarlılık, tek bir çizgiyi hiç değiştirmeden sürdürmek değil; farklı şartlarda bu sütunlar arasında doğru dengeyi kurabilmektir.
Türk dış politikasının yedi sütunu
'Cihan hâkimiyeti mefkûresi', bugün toprak fethetme programı değildir. Türkiye'nin çevresindeki düzenin ahlaki ve siyasi niteliğine kayıtsız kalmaması gerektiği düşüncesidir. Somali'de insani yardımdan hastaneye, büyükelçilikten eğitime ve güvenlik kapasitesine uzanan uzun soluklu varlık, bu iddianın çağdaş örneğidir. Tarihsel sorumluluk, ancak yerel toplumun rızasına dayanan kamusal faydaya dönüştüğünde meşruiyet üretir.
'Beka stratejisi', devletin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve karar verme kabiliyetini korur. Millî Mücadele'de varoluşsal bir zorunluluk olan bu yaklaşım; günümüzde terör, sınır istikrarsızlığı ve dış vesayet kaygılarıyla yeniden güç kazanmıştır. Ancak beka, sürekli olağanüstülük hâline dönüşürse dış politikayı daraltır. Esas olan, güvenliği hukuk ve ölçülülük içinde kurumsallaştırmaktır.
'Anti-revizyonizm', kabul edilmiş hukukî ve toprak düzenini koruma iradesidir. Cumhuriyet'in Lozan düzenine bağlılığı bunun temelidir. Montrö ise statükoculuğun hareketsizlik olmadığını gösterir: Türkiye, Boğazlar rejimini tek taraflı güç kullanarak değil, konferans diplomasisi ve hukuk yoluyla değiştirmiştir. Böylece sınırlı değişiklik, büyük düzeni yıkmak yerine tahkim etmiştir.
'Aktif tarafsızlık' da edilgenlik değildir. İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye, karşıt güç merkezleriyle ilişkilerini yöneterek savaşa sürüklenmemeye ve karar zamanını korumaya çalıştı. Bugün bu mantık; rakip aktörlerle eş zamanlı konuşma, krizlerde arabuluculuk ve ittifak dışındaki meselelerde otomatik saflaşmadan kaçınma biçiminde görülüyor. Fakat aktif tarafsızlık, temel hukuk kurallarında belirsizlik anlamına........
