menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dijital kuşatma altında müzik ve kamu yayıncılığı

9 0
22.04.2026

Türkiye'de müzik yayıncılığı, sadece bir eğlence aracı veya teknik bir süreç değil toplumsal hafızayı koruyan, kültürel kimliği tahkim eden ve bu mirası yozlaşmadan geleceğe taşıyan hayati bir köprü vazifesi görmelidir. Dijital çağın kuşatması altında ezilmemek için bu köprüyü modern teknolojinin imkânlarıyla güçlendirmek, veriye dayalı stratejiler geliştirmek ama insani ve kültürel özü asla kaybetmemek hedeflenmelidir.

Doç. Dr. Kenan Bölükbaş/Gazeteci-Akademisyen

Günümüzün baş döndürücü bir hızla değişen medya ekosisteminde müzik, artık sadece notaların bir araya gelmesiyle oluşan estetik bir deneyim değil toplumsal kimliğin, dijital ekonominin ve stratejik kültür politikalarının tam merkezinde yer alan devasa bir yapıdır.

Türkiye'de kamu yayıncılığı, özellikle de müzik yayıncılığı söz konusu olduğunda, mesele sadece bir "dinleti" sunmak değil bir toplumun ruhunu ve kolektif belleğini inşa etmek anlamına da gelmektedir. Ticari yayıncılığın kâr odaklı, reyting endeksli ve "tüket-at" felsefesine dayalı yapısından farklı olarak kamu yayıncılığı, toplumun aynası olma görevini üstlenmektedir.

Bununla birlikte günümüzde Frankfurt Okulu'nun karamsar tablolarından dijital platformların karmaşık algoritmalarına kadar uzanan geniş bir düzlemde, bu aynanın neyi yansıttığı ve bu yansımanın ne kadarının bize ait olduğu hayati bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Kültür endüstrisinin tektipleştirici gücü ve algoritmik tahakküm

Theodor Adorno ve Max Horkheimer'ın "kültür endüstrisi" kavramı, bugün Spotify listelerinden TikTok trendlerine kadar her alanda belki de hiç olmadığı kadar keskin bir biçimde karşımıza çıkıyor. Onlara göre kültür, endüstrileştiğinde sanat biricik bir üretim olmaktan çıkarak seri üretim mantığıyla tüketilen bir nesneye, bir meta haline dönüşmektedir. Bu süreçte birey, sorgulayan ve estetik haz alan bir özneden ziyade piyasanın sunduğu standartlaştırılmış kalıpları tüketen edilgen bir yığının parçası olmaya mahkûm edilmektedir.

Türkiye özelinde bu endüstrinin tercihlerine baktığımızda; son dönemde pop, trap ve rap türlerinin dijital verileri ve trend listelerini domine ettiğini görüyoruz. Bu durum, sadece bir dinleme tercihi değil aynı zamanda kültürel bir erozyon riskini beraberinde getirmektedir. Zira Türk sanat müziği, halk müziği veya klasik müzik gibi zamana direnen köklü türler, algoritmaların hızlı tüketim filtrelerine takılarak geri planda kalmaktadır.

Kültür endüstrisi, popüler olanı sürekli görünür kılıp genç kuşakların estetik beğenisini bu doğrultuda şekillendirirken kamu yayıncılığına düşen temel görev, bugünün müziğini satan devasa endüstrinin karşısında, yarının kültürel hafızasını sabırla inşa etmek olmalıdır. Bu inşa süreciyle, endüstriyi bütünüyle yok saymadan onun sunduğu teknolojik imkânlardan ve diplomatik getirilerden faydalanarak kültürel çeşitliliğin tek........

© Açık Görüş