Ekrandaki Şiddet, Sokaktaki Gerçek
Toplumun nereye sürüklendiğini anlamak için bazen istatistiklere değil, yaşanan kırılma anlarına bakmak gerekir.
Yıllardır aynı uyarıyı yapıyorum. Mafyayı, şiddeti ve “kolay yoldan güç”ü parlatan içerikler sadece birer dizi değil; bir zihniyet üretim merkezidir. Ve sonunda korkulan oldu. Kahramanmaraş’ta bir öğrenci, okulda silahla 9 kişiyi öldürdü. Bu tek başına açıklanabilecek bir olay değil. Bu, biriken sorunların patlama noktasıdır.
Bu noktaya nasıl gelindi sorusunun cevabı için zemine bakmak gerekir. Son 20 yılda uygulanan politikalar gençler açısından ciddi bir adaletsizlik hissi yarattı. Bu bir yorum değil, verilerle desteklenebilecek bir tablo.
Genç işsizlik oranı uzun süredir genel işsizliğin üzerinde seyrediyor. Üniversite mezunu sayısı artıyor ama nitelikli iş aynı hızda artmıyor. Yüksek enflasyon nedeniyle reel gelirler ciddi şekilde aşınmış durumda. Bu üç veri bir araya geldiğinde ortaya çıkan sonuç nettir. Eğitim, refah garantisi olmaktan çıkmıştır.
Bugün genç şunu görüyor. Okuyorsun, karşılığı yok. İş buluyorsun, geçinmek zor. Ev, araba, aile kurmak ise giderek uzaklaşan bir hayal. Tam bu noktada devreye televizyon giriyor ve bambaşka bir dünya sunuyor.
Mafyaya giriyorsun, güç sende. Kısa sürede zenginlik. Ceza ya yok ya da geçici. Lüks hayat ve sınırsız imkânlar. Gerçek hayatla bağ kopuyor. Emek değil, kestirme yol ödüllendiriliyor.
Bu bir tesadüf değil. Bu bir içerik tercihi. Ve bu tercih yıllar içinde gençlerin zihninde yeni bir normal oluşturdu. Bu nedenle Kahramanmaraş’taki o katliamı sadece bireysel bir sapkınlık olarak görmek eksik olur. Bu olay, içinde bulunduğumuz sosyal ve kültürel iklimden bağımsız değildir.
Tam da böyle bir ortamda önemli bir adım geldi. Yapı Kredi Bankası, şiddet ve mafya temalı dizilere reklam vermeyeceğini açıkladı. Bu kararın ardından Vestel ve TurkishBank gibi kurumlar da benzer bir tutum sergiledi.
Bu gelişme küçümsenecek bir adım değildir. Çünkü bu sektörün ana finansman kaynağı reklamlardır. Reklam çekildiğinde içerik değişmek zorunda kalır. Yani ilk kez piyasa dinamikleri toplumsal sorumluluk lehine işlemeye başlamıştır.
Ancak açık konuşmak gerekir. Bu yeterli değildir. Eğer gençler hâlâ geleceğe dair umut göremiyorsa, sadece dizileri değiştirmek çözüm olmaz. Eğer adalet duygusu zedelenmişse, ekrandaki cezasızlık algısı daha da etkili olur. Eğer eğitim refah üretmiyorsa, genç başka yollar arar.
Bu nedenle çözüm çok boyutludur. Ekonomide fırsat eşitliği sağlanmadan, eğitim ile istihdam arasındaki bağ kurulmadan ve medyada sorumlu içerik anlayışı yerleşmeden kalıcı bir değişim beklemek gerçekçi değildir. Yapı Kredi’nin attığı adım bu açıdan bir başlangıçtır. Diğer markalar için ise artık bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü mesele reyting değildir. Mesele, bu ülkenin gençlerinin hangi hikâyeye inanacağıdır.
Eğer doğru hikâyeyi biz kurmazsak, yanlış olan zaten kendiliğinden yayılmaya devam eder.
