menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden İran?

47 8
02.02.2026

İran’ın bugün Batı ve özellikle İsrail karşısında bulunduğu konumu anlamak için, sadece son on yılın gerilimlerine değil, yaklaşık bir asırlık kırılmalar zincirine bakmak gerekir. Bu hikâye, bir yandan petrolün keşfiyle başlayan emperyal rekabeti, diğer yandan modernleşme ile kimlik arasında sıkışmış bir toplumun arayışlarını içerir. İran’ın bugünkü stratejik yalnızlığı ya da direnci, yalnızca güncel diplomatik krizlerin değil; 1900’lerin başından itibaren şekillenen yapısal bir gerilimin ürünüdür.

Yirminci yüzyılın başında kurulan Anglo-Persian Oil Company (daha sonra British Petroleum), İran’ın kaderini belirleyen en kritik dönemeçlerden birini temsil eder. Petrolün keşfi, İran’ı küresel siyasetin merkezine taşırken, aynı zamanda onu büyük güçlerin müdahalesine açık hale getirdi. Bu şirketin imtiyaz sözleşmeleri, İran’da modern devlet inşasının ekonomik zeminini oluşturmak yerine, dışa bağımlılığı derinleştiren bir yapı doğurdu. İran milliyetçiliğinin yükselişinde ve 1951’de Musaddık’ın petrolü millîleştirme girişiminde bu tarihsel hafızanın büyük payı vardır. 1953’teki CIA-İngiliz ortak operasyonuyla Musaddık’ın devrilmesi ise İran toplumunda “Batı müdahalesi” algısını kalıcı bir travmaya dönüştürdü.

1963’te Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin başlattığı “Ak Devrim” (White Revolution), İran’ı yukarıdan aşağıya modernleştirmeyi hedefleyen bir reform paketiydi. Toprak reformu, kadınlara oy hakkı, eğitim ve sanayi yatırımları gibi adımlar, kağıt üzerinde ilerici görünüyordu. Ancak bu reformlar, geleneksel ulema sınıfını, toprak sahiplerini ve şehirli yoksulları aynı anda rahatsız etti. Şah’ın hızlı modernleşme hamleleri, Batı’yla kurduğu sıkı ilişkilerle birleşince, İran’da “kültürel yabancılaşma” duygusunu besledi. Modernleşme ile Batılılaşma arasındaki sınır silikleştiğinde, muhalefet sadece siyasal değil, ontolojik bir nitelik kazandı.

1978-79 Devrimi, bu birikmiş gerilimin patlamasıydı. Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen devrim, sadece monarşiyi yıkmadı; İran’ın uluslararası yönelimini de tersine çevirdi. Devrim sonrası........

© Yeniçağ