Kıbrıs’ta resmin büyüğünü görememek
Kıbrıs Türk halkı tarih boyunca doğrudan varlığına yönelmiş saldırılarla onurlu bir şekilde mücadele etti. Bu halk, beş-altı kez göçe zorlandı. Köylerinden koparıldı, evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Enosis hayalleri uğruna yürütülen sistematik saldırılarla yüzleşti. Kadın, çocuk, yaşlı demeden gerçekleştirilen katliamları yaşadı. Destansı direnişler verdi; yüzlerce şehit verdi, binlerce insan yaralandı, kayıplar yaşandı. Toplu mezarlara gömüldü. Kısaca mukavemetçi Kıbrıs Türk halkı yalnızca siyasi bir direniz göstermedi; hayatta kalma savaşı verdi.
Bütün bunların sonunda kurulan yapı sıradan bir devlet değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, masa başında çizilmiş sınırların ürünü değil, bedeli kanla ödenmiş bir egemenlik tezahürüdür. Bu devletin arkasında sadece diplomatik/siyasi süreçler değil, aynı zamanda varoluş mücadelesi vardır. Dolayısıyla bugün Kıbrıs meselesine bakarken geçmişi unutmak, hafızayı kaybetmek ve günübirlik siyasi sloganlara teslim olmak büyük bir hata olur. Tam da bu noktada son cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Seçim döneminde “değişim” söylemi çok güçlü şekilde pazarlandı. Cumhurbaşkanı Tatar’a destek veren mevcut yönetim yıpranmıştı, ekonomik sorunlar vardı, toplumda çeşitli alanlarda memnuniyetsizlik hissediliyordu. Bu atmosferde birçok insan meseleyi büyük stratejik çerçevede değerlendirmek yerine günlük sıkıntılar üzerinden oy tercihinde bulundu. Sonuçta devletin egemen eşitlik tezini savunan Ersin Tatar yerine federasyon eksenli söylemleriyle bilinen Tufan Erhürman tercih edildi. Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten ne değişti?
Rum tarafının tutumu mu değişti? Hayır. Nikos Hristodoulidis yönetimindeki Güney Kıbrıs hala Kıbrıs Türk halkını siyasi eşit ortak olarak........
