menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KIBRIS’TA YENİDEN MÜZAKERE SÜRECİ Mİ?

368 0
29.05.2026

Dış politikada ülke çıkarları söz konusu olduğundan, siyah veya beyaz gibi kesin ve net ifadeler yerine, tutarlı olmak kaydıyla ve ana politikadan sapmadan, ihtiyaç halinde gri alanlar içinde hareket edilmesi de söz konusu olabilir. Ancak konu Yunanistan ve Kıbrıs olduğunda, kararlı ve tutarlı davranmak, belirlenen politikanın ısrarla arkasında durmak önemli hale gelmektedir.

Adada uzun yıllar Türk tarafına yapılan zulümlerin son bulması için özellikle Türkiye’nin talepleriyle BM nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda yapılan anlaşmayla Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak başta Cumhurbaşkanı Makarios olmak üzere Rumların çeteler de kurarak, Türkleri katliamlarla ve eziyetlerle Adadan atma mücadelesine girişmişlerdir. Anayasa askıya alındığından resmi durum geçersiz hale gelmiş, bu süreçte Türkler Adada barınamaz bir duruma girmiş, kurulan Türk Mukavemet Teşkilatıyla (TMT) adada tutunmaya çalışmıştır.

Durumun kontrolden çıkması, Türklerin tamamen yok edilmeyle karşı karşıya bırakılması ve adanın Yunanistan’a ilhakını sağlayacak bir darbe yapılması üzerine Türkiye, 1974’de garantörlük hakkını kullanarak Adaya müdahale etmiştir. Kuzey’de şimdiki sınırlara haiz bir bölge kontrol altına alınarak Türklerin güvenliği sağlanmış ve bu bölgede Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur.

Ortaya çıkan durumun çözümü için BM ve muhatap ülkelerle yapılan müzakereler sonuç vermemiş, neticede 1983 yılında mevcut federe devlet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını ilan etmiştir.

Böylece Kıbrıs sorunu, 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiş, ortada bir sorun kalmamıştır. O zamandan beri Adada barış, istikrar ve huzur vardır. Ancak Türk düşmanlığını ön planda tutan Yunanistan ve Batı bu durumu kabullenememiştir.

Yanlış politikadan doğru politikaya geçiş

Sorun Türkiye açısından bitmiş olmasına rağmen, bu durumu kabullenemeyen ülkeler, sürekli Rum-Yunan ikilisinin arkasında durarak Türkiye’yi müzakereye zorlamış ve sonuç alınamayan bir müzakere süreci içine sokmuşlardır.

Bu arada Türkiye, AB’ye girmek ve bunun gerçekleşmesine de imkan yaratacak AB’yle müzakere sürecini başlatabilmek için büyük bir hevesle, Annan Planı denen BM planı üzerinde müzakerelere başlamayı kabul etmiştir.

Türklerin egemenliğine son veren, adada ikinci sınıf vatandaş yapan, güvenliği olmayan ve elindeki toprakların çoğunu elinden alan, yaşam hakkı........

© Yeniçağ