Düşünen yöneticiler, yapan yöneticiler
Düşünen yöneticiler, yapan yöneticiler
Bu yazıda alışılmışın dışında bir yöntem izlemeyi tercih ettik. Yöneticinin bireysel özelliklerinden hareketle uygulamalarını değerlendirmek yerine, uygulamalarından yola çıkarak bireysel özelliklerini tahmin etmeye ve tahlil etmeye çalıştık.
Kara kaplı klasik yönetim kitaplarından, günümüzde oldukça somutlaştırılmış ve adeta birer “hap bilgi” niteliği taşıyan modern yönetim eserlerine kadar pek çok kaynakta, yönetim sürecinin zorlukları ve yöneticinin koordine ettiği insanlarla kurduğu ilişkiler ayrıntılı biçimde ele alınır. Ancak bu eserlerde çoğu zaman uygulamalardan yeterince hareket edilmez. Yapılması gerekenler sıralanır fakat mevcut uygulamaların ortaya koyduğu gerçeklik çoğu kez geri planda kalır.
Oysa yönetim, durağan bir teori değil; yaşayan, gelişen ve tecrübe edilerek öğrenilen dinamik bir süreçtir. Elbette kitaplarda yer alan bilgi ve öngörülerin önemli bir rehberlik işlevi vardır. Ancak asıl belirleyici olan, bu bilgilerin uygulamaya nasıl aktarıldığıdır. Başka bir ifadeyle, yönetim sürecini anlamanın en pratik ve sağlıklı yolu; uygulamalardan hareketle yöneticiyi değerlendirmek ve buradan somut sonuçlar çıkarmaktır.
Peki, bizler yönetici olarak gerek kendi uygulamalarımıza gerekse birlikte çalıştığımız kişilerin ortaya koyduğu uygulamalara yeterince duyarlı mıyız? Söylemin ötesine geçip eyleme dönüşebiliyor muyuz? Uygulamanın öğretici gücünden gerektiği gibi yararlanabiliyor muyuz?
Yönetim pratiğine genel bir bakışla yaklaşıldığında, uygulamaları itibarıyla yöneticileri en temel ve kritik biçimde iki ana gruba ayırmak mümkündür:
Başka bir ifadeyle bunları, düşünce merkezli yöneticiler ve uygulama merkezli yöneticiler olarak tanımlayabiliriz. Bu ayrım, yalnızca bir yönetim........
