menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’

22 0
17.06.2026

BTP lideri Hüseyin Baş'ın bir programda yaptığı konuşmasında, "Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük" şeklindeki vurgusu, zamanlama açısından çok hayati bir hatırlatma olmuştur.

Zira bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti düne oranla çok daha güçlü bir askeri yapıya sahip gibi gözükse de, gerek ekonomik açıdan ve gerekse rejim değişikliğine gidiliyor olması bakımında, dünden çok daha zor koşulları barındırmaktadır.

Ülkemiz özellikle de iktisadi olarak çok büyük bir krizle karşı karşıya bulunmaktadır.

Türkiye bugün dünyada en yüksek faizi ödeyen bir ülke pozisyonundadır.

Düyun-ı Umumiye idaresini andıran bir maliye politikası söz konusudur.

24 yılın sonunda 598 milyar dolarlık faiz ödemesi yapılmıştır.

Aynı yılları kapsayan dönemde, 4.5 trilyon lira vergi toplanmıştır.

Şimdi herkes kendi iline bakara bir değerlendirme yapsın.

24 yılda hangi ile devlet eliyle bir tek fabrika dikilmiştir?

Hangi ilin işsizlik sorunu tümüyle çözülmüştür?

Faize ödenen 598 milyar dolar gibi devasa bir rakamla, yeni bir Türkiye inşa edilirdi.

Toplanan 4.5 trilyon liralık vergi ile binlerce fabrika kurulabilirdi.

Bunların hiçbirisi olmadı fakat "Padişahımız çok yaşa" sesleri bu semalarda inlemeye de devam etti.

Oysa gelinen son durum itibariyle ülkemizde yaşanan ve vatandaşa reva görülen durum, tam manasıyla Düyun-ı Umumiye idaresinden farksızdır.

Şimdi biraz geçmişe uzanalım ve bilgilerimizi tazeleyelim.

Değerlendirmemiz uzun olacağından, aynı zamanda arşiv yazısı olarak ta saklanabilir.

Yabancıların hiç çalışmadan ve tıpkı Balta limanı Ticaret Antlaşması'nın tek başına bile Osmanlı Devleti'nin ekonomik bağımsızlığına son vererek onu bir işgalsiz sömürge haline getirdiğini görmek mümkündür.

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti kendi gümrük vergilerini bile kendisi belirleyemeyen, ülkesi Batılı ülkelerin pazarı olmuş bir hale düşmüştü.

Fakat bu sadece bir başlangıçtı ve çok daha kötü bir vaziyete doğru hızla ilerleniyordu.

Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borcunu 1854-1856 Kırım Savaşı'nın giderlerini karşılayabilmek için almıştı.

İngiltere ve Fransa'dan alınan 5 milyon sterlin miktarındaki bu borca karşılık Mısır Eyaleti'nin gelirleri teminat gösterilmişti.

Yani Osmanlı Devleti borç alabilmek için kendi ülkesinin bir parçasındaki gelirleri teminat gösteriyordu, ödeyememesi durumunda da İngiltere ve Fransa'nın kendi ülkesinin bir parçasına ekonomik olarak el koymasını kabul ediyordu.

Bu gerçeğin kaç kişi tarafından bilindiğini merak ediyorum.

Nitekim ilerleyen yıllarda bu el koymanın sadece ekonomik olmayacağı, fiili işgale de dönüşeceği görülmüştü.  

Abdülhamit saltanatının sonlarına doğru Osmanlı Devleti Fransız tüccarlara olan borcunu ödeyemeyince, 5 Kasım 1901 tarihinde Fransa, Midilli Adası'nı işgal ederek, adanın gümrüğüne el........

© Yeni Mesaj