Geçinmek İçin Çalışırken Yaşamayı Unutanlar
Bir toplum nasıl çöker? Bazen savaşla değil, sessizce. Bazen bombalarla değil, faturalarla. Bazen bir gecede değil, insanların yıllar içerisinde yavaş yavaş kendilerinden uzaklaştırılmasıyla... Bugün insanın önündeki en büyük meselelerden biri belki de budur: Geçinebilmek için çalışmak zorunda olan insan, bir süre sonra çalışmaktan başka bir şey yapamaz hâle geliyor. Sabah evinden çıkıyor, işe gidiyor. Akşam yorgun dönüyor. Ertesi gün yine aynı hayat... Faturalar bekliyor, kira bekliyor, çocukların ihtiyaçları bekliyor, mutfak bekliyor. İnsan bütün bunların arasında kendisini beklemeye alıyor. Düşünmeyi erteliyor. Okumayı erteliyor. Sosyalleşmeyi erteliyor. Ailesiyle nitelikli vakit geçirmeyi erteliyor. Maneviyatını erteliyor. Hatta bazen yaşamayı bile erteliyor. “Biraz daha çalışayım, sonra rahatlarım.” Fakat o “sonra” bir türlü gelmiyor. Çünkü hayatın önüne sürekli yeni bir ihtiyaç, yeni bir borç, yeni bir fatura çıkıyor.
İnsan çalıştıkça ihtiyaçları azalmak yerine çoğalıyor; ihtiyaçları çoğaldıkça daha fazla çalışıyor. Daha fazla çalıştıkça ise kendisine, ailesine, ruhuna ve Rabbine ayıracağı zaman azalıyor. Böylece insanın hayatı bir döngüye dönüşüyor: Çalış, kazan, harca, yetişemediğini borçlan, borcu ödemek için yeniden çalış... Ve bütün bunların ortasında insan, kendisine şu soruyu sormayı unutuyor:“Ben bütün bunları ne için yapıyorum?” Belki de modern hayatın en büyük başarısı, insanı çok çalıştırması değil; çalışırken neden yaşadığını düşünemeyecek kadar yormasıdır.
Çünkü düşünen insan sorar. Sorgulayan insan fark eder. Fark eden insan ise kendisine çizilen hayatın dışına bakmaya başlar. Bu yüzden insanın yalnızca bedenini değil, zihnini de meşgul eden bir düzen ortaya çıkmıştır. Gün boyu çalışan, akşam eve geldiğinde yorgunluktan televizyonun karşısında uyuya kalan, sabah yeniden işe giden insan; hayatın kendisine sunduğu düzeni sorgulayacak vakti nereden bulacaktır? İşte burada mesele yalnızca ekonomi değildir.
Mesele insanın zamanının elinden alınmasıdır. Çünkü insanın gerçek sermayesi yalnızca parası değildir. Zamanıdır. Ömrüdür. Düşüncesidir. Ailesidir. Çocuklarıdır. Ve en önemlisi, Allah ile kurduğu bağdır. Bir insanın ömrünü yalnızca üretim ve tüketim arasına sıkıştırırsanız, onu yaşayan bir insan olmaktan çıkarıp çalışan bir organizmaya dönüştürürsünüz. Bugün bunun en acı taraflarından birini çocuklarda görüyoruz. Anne çalışıyor. Baba çalışıyor. Çocuk büyüyor. Fakat çocuğun büyümesiyle yetişmesi aynı şey değildir. Bir çocuk büyüyebilir; fakat değerleri büyümeyebilir. Yaşı ilerleyebilir; fakat karakteri gelişmeyebilir. Bedeni beslenebilir; fakat ruhu aç kalabilir.
Çünkü çocuk yalnızca bakılmaya değil, yetiştirilmeye muhtaçtır. Anne şefkati, baba rehberliği, aile sohbeti, büyüklerin tecrübesi, komşuluk, örf, edep ve ahlak; bunların hiçbirisi yalnızca kurumlarla satın alınabilecek şeyler değildir. Bir çocuğun başını okşayan annenin eli, herhangi bir hizmet sektörünün sunabileceği bir hizmet........
